Artık bu blog için klasikleşmiş uzunca bir aradan sonra, bir gazete haberi ile geri dönmek kısmet oldu.
Geçen Perşembe günü, sponsorsuz ve dar bütçesiyle tarih yazmaya devam eden Beşiktaşımız, şampiyonluğun en büyük adaylarından olan Barcelona Regal'e deplasmanda konuk oldu. Maç boyu 2 sayı civarında seyreden maçta, bir ara öne de geçen takımımız, 3ncü çeyrekteki küçük bir farktan ötürü 5-6 sayı geri düştü. Maç o denli yakın ve sıkı geçti ki, bu sayı farkı maç için çok fazlaydı. Nitekim son hücumlarda zorlama atışlar da girmeyince, suni 12 sayılık fark ortaya çıktı. Maçı izlemeyen, tabirim için affedin ama, embesiller 12 sayının bile Beşiktaşımız için başarı olduğunu yazmışlar. Buraya bir virgül koyalım ve diğer bir Türk-İspanyol mücadelesine gidelim.
Fenerbahçe Ülker takımı da, kendi sahasında, Real Madrid'e yenildi. Muhteşem bütçesi ve taraftar desteğine rağmen maç boyu 10lu sayılarda giden fark, son dakikaalarda inse de, yine de fener kaybetmekten kurutulamadı.
Sonuç olarak arada bariz farklar var. Şimdi gelelim Hürriyet'in haberine:
3 milyonluk takımımız 20 küsür milyon bütçeli Barca deplasmanında galibiyete yaklaşmışken, Hürriyet, küçük bir alanda, "Kartal'ın Gücü Yetmedi" şeklinde bir başlıkla bu haberi okuyucularına duyurmuş.
Fakat Fener 15-16 milyonluk bütçesiyle kendi evinde Madrid'e kaybettiğinde ise, kocaman bir alanda, "Boğa Elden Kaçtı" şeklinde aktarılıyor bu haber.
Hani hep derler ya, tarafsız gazetecilik diye. Günümüzde artık yok malum. Salt siyaset için geçerli değil bu, her alanda böyle. Gazetedeki reklamların sayısı, gazete sahipleri vs gibi nedenleri yan yana koyunca işte böyle saçma sapan, haber niteliği bile taşımayan yazılar çıkıyor ortaya. Ve ne yazık ki insanlar da bu kağıt parçalarını okumak için paralarını harcıyorlar.
Sonra Görüşürüz.
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Ekim 2012 Cumartesi
30 Eylül 2012 Pazar
4 Geldi
77-75 ile Efes Pilsen'i yenerek Cumhurbaşkanlığı Kupasını müzemize getiren basketbol takımımızı kutluyorum. Hem taraftar hem de aşağıda resmini gördüğünüz gerçek Beşiktaşlı bunu hak etmişti.
Maça gelirsek çok tuhaf kararlarla karşılaştık. Semih'in yaptığı ve verilmeyen hücum fauller, Vidmar'ın pota altında dayak yemesi, Markota aleyhine verilen komik fauller... Tabi sadece bunlar yoktu. Jerrels'ın bazı anlarda bizi delirtmesi de söz konusuydu. Pota altında yetersiz kalışımız da cabası. Markota dışarda bırakılıp, Fawker oynatılsa daha iyi bir rotasyonumuz olacak sanki.
Bugün gerçek Dasic'i izleyemedik maalesef. Markota da zaten buralarada değil henüz, umarım düzelir. Pota altını çözemezsek, ordan çok sıkıntı yaşarız. Oyun kurucu pozisyonunu Tutku ile tolere edebileceğiz gibi duruyor ama Vidmar içerde çok yalnız.
Maçın kırılma anları, Sinan'ın yaptığı kasti faul ve Farmer'ın son 3 saniye kala yaptığı top kaybıydı.
O kadar yazdık ettik, uzun lafı kısası aşağıda:
Sonra görüşürüz.
Maça gelirsek çok tuhaf kararlarla karşılaştık. Semih'in yaptığı ve verilmeyen hücum fauller, Vidmar'ın pota altında dayak yemesi, Markota aleyhine verilen komik fauller... Tabi sadece bunlar yoktu. Jerrels'ın bazı anlarda bizi delirtmesi de söz konusuydu. Pota altında yetersiz kalışımız da cabası. Markota dışarda bırakılıp, Fawker oynatılsa daha iyi bir rotasyonumuz olacak sanki.
Bugün gerçek Dasic'i izleyemedik maalesef. Markota da zaten buralarada değil henüz, umarım düzelir. Pota altını çözemezsek, ordan çok sıkıntı yaşarız. Oyun kurucu pozisyonunu Tutku ile tolere edebileceğiz gibi duruyor ama Vidmar içerde çok yalnız.
Maçın kırılma anları, Sinan'ın yaptığı kasti faul ve Farmer'ın son 3 saniye kala yaptığı top kaybıydı.
O kadar yazdık ettik, uzun lafı kısası aşağıda:
Sonra görüşürüz.
7 Temmuz 2012 Cumartesi
Sinan Erdem Salonu & Takımımız
Bugün bir haber okudum, sanıyorum da kesinleşmiş. Beşiktaşımız basketboldaki EuroLeague maçlarını Abdi İpekçi'de oynayacak. Her iki salona da defalarca gitmiş biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebillirim ki, Sinan Erdem çok daha iyi. Hem ulaşım, hem koltukları. :) Şampiyon olduğumuz final serisinde de hatırlarsanız Türkçe Olimpiyatları yüzünden oynayamamıştık. Koca ülkede kongre salonu, stat kalmadı, Sinan Erdem'de yapılmıştı. Şimdi de yüzme muhabbetidir almış başını gidiyor. Basketbol dışında her şey için kullanıldı salon.
Gelelim günün trajikomik resmine. Şu bağlantıda EuroLeague'deki takımların güncel kadroları verilmiş:http://www.euroleague.net/news/i/98585/180/euroleague-basketball-2012-13-team-provisional-rosters
Ve işte Beşiktaşımızın kadrosu:
Yönetim biraz acele etse iyi olacak sanki... Feda falan her şey tamam da, Hawkins'i elde tutmayıp da Olcay'ı alırsanız, orda size bir "dur" derler...
Gelelim günün trajikomik resmine. Şu bağlantıda EuroLeague'deki takımların güncel kadroları verilmiş:http://www.euroleague.net/news/i/98585/180/euroleague-basketball-2012-13-team-provisional-rosters
Ve işte Beşiktaşımızın kadrosu:
Yönetim biraz acele etse iyi olacak sanki... Feda falan her şey tamam da, Hawkins'i elde tutmayıp da Olcay'ı alırsanız, orda size bir "dur" derler...
27 Mayıs 2012 Pazar
Beşiktaşımız - Gs Medical Park Maçından
Geçenlerde gittiğim maçlarda pek fotoğraf çekemdim çünkü maçın atmosferi o kadar iyi ki, bir an bile kendinizi soyutlayamıyorsunuz. Geçen sefer en sonunda aklıma bir iki kare almak geldi. :) Basketbol takımımız önce Türkiye Kupası, ardından EuroChallange Kupası'nı aldı ve şimdi de Beko Basketbol Ligi finalinde! Önce feneri, sonra pahalı kadrosuyla dikkat çeken gs'yi eledi. Rakip, tahmin de edeceğiniz üzere, Efes Pilsen. :) Aşağıda Sinan Erdem'den birkaç kare bulunmakta:
Son serideki en komik olay da, gs'li dostlarımızın bizi görmemişlikle suçlaması. :) Geçen seneye kadar basketbol branşlarının olduğundan bihaberlerdi ama bu sene biraz iyi gidince kendilerini EuroLeague müdavimi olarak gördüler bir anda sanırım. :) Kısıtlı kadro ile tarih yazmaya devam eden Ergin Ataman ve oyuncularımıza tebrikler. Önümüzdeki maç Salı günü 19:00'da Sinan Erdem'de Efes ile!
Son serideki en komik olay da, gs'li dostlarımızın bizi görmemişlikle suçlaması. :) Geçen seneye kadar basketbol branşlarının olduğundan bihaberlerdi ama bu sene biraz iyi gidince kendilerini EuroLeague müdavimi olarak gördüler bir anda sanırım. :) Kısıtlı kadro ile tarih yazmaya devam eden Ergin Ataman ve oyuncularımıza tebrikler. Önümüzdeki maç Salı günü 19:00'da Sinan Erdem'de Efes ile!
16 Mart 2012 Cuma
Bir Holiganizm Öyküsü
Dün en az sahaya atlayan o şahıs kadar sinirli ve hırslıydım maçı izlerken. Oyuncuyu beğenmezseniz, kızağa çeker veya gönderirsiniz. Tüm maç boyunca varlık gösteremeyen bir takımın tüm sorumluluğunu genç birine yüklemek, sağlıklı bir beynin yansıması değildir. 0-3'ü falan sallayın, aşağıdaki görüntü maçın bittiği andı.
Cenk'in yüz ifadesi de çok şey anlatıyor aslında. Yeni alındığında bir Villareal maçı hatırlıyorum, yere göğe sığdırılamamıştı. Gençlere fırsat verilmemesinden yakınıp da, en ufak bir hatasında küfür etmek/yuhalamak için fırsat kollayan bu iğrenç şahsiyetleri kınıyorum.
Cenk'in yüz ifadesi de çok şey anlatıyor aslında. Yeni alındığında bir Villareal maçı hatırlıyorum, yere göğe sığdırılamamıştı. Gençlere fırsat verilmemesinden yakınıp da, en ufak bir hatasında küfür etmek/yuhalamak için fırsat kollayan bu iğrenç şahsiyetleri kınıyorum.
1 Eylül 2011 Perşembe
Go home Wenger :)
Seneler önce İngiltere'de bir maç. Beşiktaşımız, İnönü'de devirdiği Liverpool karşısında ağır bir yenilgi alarak maçı 8-0 kaybetmişti. Bir önceki gün evinde Slavia Prag'ı 7-0 yenen Arsenal çalıştırıcısı Arsene Wenger şöyle diyordu:"Platini'yi anlıyorum. Amacı Şampiyonlar Ligi'ni tüm Avrupa'ya yaymak ama bu karar, maçların bazılarını anlamsız hale getirecek. Geçtiğimiz günlerde Slavia Prag'ı 7-0 yendik. Liverpool da Beşiktaş'ı 8-0 mağlup etti. Güçsüz takımlara şans verilirse, Şampiyonlar Ligi'nin ne bir anlamı ne de bir önemi kalır".
Ancak ne komiktir ki, son maçlar oynanmadan puan durumu şöyle idi: Porto 8, Liverpool 7, Marsilya 7, Beşiktaş 6. Son maç Porto ile oynanacaktı ve Beşiktaşımızın grubu lider tamamlaması söz konusu idi. Ancak bu densiz ifadeler Beşiktaş taraftarlarının aklına kazındı. Ve malumunuz keser de sap da çok pis döndü ve Manchester United, bu densiz adama acı bir ders verdi ki yukarıdaki resimde herşeyi görmektesiniz. :)
Demek ki herkes haddini bilecekmiş, böyle aşağı alırlar adamı.:D Portekizli çalıştırıcı Mourinho'nun kendisi hakkında sarf ettiği sözler aklımıza geliyor tabi hemen:"Çocuk bakıcılığı yapmaktan takımını şampiyon yapamıyor" :) Ve son olarak kendilerine kümede kalma yolunda başarılar dileyerek, hazırlığı süren bir pankart ile uğurlamak istiyorum: "There is no place for weak teams in premier league" :)
Ancak ne komiktir ki, son maçlar oynanmadan puan durumu şöyle idi: Porto 8, Liverpool 7, Marsilya 7, Beşiktaş 6. Son maç Porto ile oynanacaktı ve Beşiktaşımızın grubu lider tamamlaması söz konusu idi. Ancak bu densiz ifadeler Beşiktaş taraftarlarının aklına kazındı. Ve malumunuz keser de sap da çok pis döndü ve Manchester United, bu densiz adama acı bir ders verdi ki yukarıdaki resimde herşeyi görmektesiniz. :)
Demek ki herkes haddini bilecekmiş, böyle aşağı alırlar adamı.:D Portekizli çalıştırıcı Mourinho'nun kendisi hakkında sarf ettiği sözler aklımıza geliyor tabi hemen:"Çocuk bakıcılığı yapmaktan takımını şampiyon yapamıyor" :) Ve son olarak kendilerine kümede kalma yolunda başarılar dileyerek, hazırlığı süren bir pankart ile uğurlamak istiyorum: "There is no place for weak teams in premier league" :)
20 Mayıs 2011 Cuma
Yakışmadı Ertuğrul Sağlam
Geçen gün Beşiktaşlı bildiğimiz Ertuğrul Sağlam kendisine hiç yakışmayan bir açıklama yaptı:"Beşiktaş'ın G.Antepspor maçında yabancıları oynatmama olayının takdirini kamaoyuna bırakıyorum"
Ne demek şimdi bu? Beşiktaş, Bursaspor 3ncü olmasın diye G.Antep maçına yatıyor mu demek istedi? Yoksa gerçekten masumca düşünüp Beşiktaş'ın hedefi olmadığını mı kastetti.. Kendi rakipleri sanki şampiyonluğa oynuyor da, Beşiktaş'a dil uzatmış. Bu açıklamalarının takdirini ben de kamuoyuna bırakıyorum.
Sayın Mete Düren'in de ifade ettiği gibi Beşiktaş'ın kadro tercihine laf etmek Ertuğrul Sağlam'ın haddine değil. Ve lafı gediğine koyan cümlesi:"Ligdeki sıralamayı ve dolayısıyla Avrupa kupalarına katılma şeklini belirleyecek olan faktör, Sayın Sağlam'ın ileri sürdüğü gibi Beşiktaş'ın yabancıları veya kadrosu değil, Bursaspor'un kendi kadrosu ve bu maçta ortaya koyacakları performanstır."
Sayın Düren'den ikinci şahane cevap:"Bursaspor'un olası bir başarısızlığını yeniden Beşiktaş'a maletmek gibi, sportif açıdan son derece yanlış olmaktan öte, sosyal açıdan da son derece tehlikeli bir harekette bulunmuştur."
Mete Bey'in ifadelerinin üstüne yazmak ne kadar doğru bilemiyorum ama hep "Adam gibi Adam" diye desteklediğimiz Ertuğrul Sağlam, daha geçen hafta şehirdeki infiali görmedi galiba. Niye ortamı geriyorsun, neden Beşiktaşımızı hedef gösteriyorsun.. Amacın ne senin cidden?
Ne demek şimdi bu? Beşiktaş, Bursaspor 3ncü olmasın diye G.Antep maçına yatıyor mu demek istedi? Yoksa gerçekten masumca düşünüp Beşiktaş'ın hedefi olmadığını mı kastetti.. Kendi rakipleri sanki şampiyonluğa oynuyor da, Beşiktaş'a dil uzatmış. Bu açıklamalarının takdirini ben de kamuoyuna bırakıyorum.
Sayın Mete Düren'in de ifade ettiği gibi Beşiktaş'ın kadro tercihine laf etmek Ertuğrul Sağlam'ın haddine değil. Ve lafı gediğine koyan cümlesi:"Ligdeki sıralamayı ve dolayısıyla Avrupa kupalarına katılma şeklini belirleyecek olan faktör, Sayın Sağlam'ın ileri sürdüğü gibi Beşiktaş'ın yabancıları veya kadrosu değil, Bursaspor'un kendi kadrosu ve bu maçta ortaya koyacakları performanstır."
Sayın Düren'den ikinci şahane cevap:"Bursaspor'un olası bir başarısızlığını yeniden Beşiktaş'a maletmek gibi, sportif açıdan son derece yanlış olmaktan öte, sosyal açıdan da son derece tehlikeli bir harekette bulunmuştur."
Mete Bey'in ifadelerinin üstüne yazmak ne kadar doğru bilemiyorum ama hep "Adam gibi Adam" diye desteklediğimiz Ertuğrul Sağlam, daha geçen hafta şehirdeki infiali görmedi galiba. Niye ortamı geriyorsun, neden Beşiktaşımızı hedef gösteriyorsun.. Amacın ne senin cidden?
11 Mayıs 2011 Çarşamba
Müzik & Teknoloji Dünyası
Tekrar merhaba,
Birazdan Beşiktaşımızın maçı var, o yüzden çok detay/teknik konular paylaşmayacağım. Hem müzik hem de teknoloji dünyasından kısa haberler aktarmak istiyorum.
Önce müzikten başlayalım. Yüksek Sadakat grubu Eurovision Şarkı Yarışmasında yarı finalden elendi. Aman aman aman.. :) Sosyal medya tozunu atmış ortalığın. :) Şarkıdan girmişler, kıyafetten çıkmışlar. Şarkı vasat dediğimizde, "ayyyyyy çok güzel şarkıııııııı, live it up-shake it up" vs yorumlarda bulunanlar bile, elendikten sonra Yüksek Sadakat'a sallamış. :) Şarkının kötü olduğunu anlamak için illa yabancı -burası önemli, yerliyi önemsemezler pek- birilerinin onayı mı şart? :) Hiçbir Türk motifi görülmemiş gecede.. :) Türk Eğitim Sistemi katledilirken neredeydiniz tosuncuklar? :) Konu sapmasın, velhasıl kelam, şarkı finale çıkmaya bile yetmedi. Egemen Bağış ise AB ile elenmemizi bile bağdaştırabilmiş. Yanılmıyorsam başmüzakereci kendisi. Bayağı bir zorlamış ama kendini. :) Bu şarkı yarışmasının siyasi olduğunu sağır sultan duydu. Verilen oyların nasıl olduğunu görmeyen yok. Neyi yarıştırıyoruz anlamıyorum. Madem katılacağız, bırakın amatör gruplar falan çıksın, bu kadar abartmanın lüzumu var mı ki.. Karşı tarafın ne olduğu az çok belli. Hatırlar mısınız bir Gülseren faciası gördü bu ülke. :) Şarkı falan söylemedi, rimirimimleyley tarzı mırıldandı ve o şeyle finale çıktı. :) Varın yarışmanın işleyişini siz düşünün. Şarkıcılar da reklamını yapmak için gidiyor, onları da anlıyorum ama boşverin be.. :)
Geçelim teknoloji dünyasına. Geçen gün nihayet Firefox 4.0.1'i kurdum makinama. Ama bir konu var ki çok zorluyor beni. Bir bağlantıya sağ tıkladığımda "Yeni Sekmede Aç" seçeneği ikinci sıradaydı. Şimdi onu ilk sıraya almışlar. En azından Türkçe sürümü öyle. Yeni sekme diye sürekli yeni bir pencere açıyorum. Sıyırmam yakındır. :) İnşallah değiştirirler ve eskisi gibi olur. Alışkanlıklarımı görmezden gelirlerse, Chrome'a geçerim, hiç acımam. :P :)
Diğer haber ise bir dedikodu konumunda şimdilik. Resmi açıklama varsa, beni de haberdar ederseniz sevinirim. Söylentilere göre Microsoft, Windows 8 hakkında bilgi sızdıran iki çalışanını kovdu! Denilenlere göre biri Rusya'dan diğeri ise Redmond'danmış bu arkadaşların. Bizler de MyDigitalLife forumundaki Canouna kullanıcısının yalancısıyız. :) Yakında kokusu çıkar zaten.
Sonra görüşürüz.
Birazdan Beşiktaşımızın maçı var, o yüzden çok detay/teknik konular paylaşmayacağım. Hem müzik hem de teknoloji dünyasından kısa haberler aktarmak istiyorum.
Önce müzikten başlayalım. Yüksek Sadakat grubu Eurovision Şarkı Yarışmasında yarı finalden elendi. Aman aman aman.. :) Sosyal medya tozunu atmış ortalığın. :) Şarkıdan girmişler, kıyafetten çıkmışlar. Şarkı vasat dediğimizde, "ayyyyyy çok güzel şarkıııııııı, live it up-shake it up" vs yorumlarda bulunanlar bile, elendikten sonra Yüksek Sadakat'a sallamış. :) Şarkının kötü olduğunu anlamak için illa yabancı -burası önemli, yerliyi önemsemezler pek- birilerinin onayı mı şart? :) Hiçbir Türk motifi görülmemiş gecede.. :) Türk Eğitim Sistemi katledilirken neredeydiniz tosuncuklar? :) Konu sapmasın, velhasıl kelam, şarkı finale çıkmaya bile yetmedi. Egemen Bağış ise AB ile elenmemizi bile bağdaştırabilmiş. Yanılmıyorsam başmüzakereci kendisi. Bayağı bir zorlamış ama kendini. :) Bu şarkı yarışmasının siyasi olduğunu sağır sultan duydu. Verilen oyların nasıl olduğunu görmeyen yok. Neyi yarıştırıyoruz anlamıyorum. Madem katılacağız, bırakın amatör gruplar falan çıksın, bu kadar abartmanın lüzumu var mı ki.. Karşı tarafın ne olduğu az çok belli. Hatırlar mısınız bir Gülseren faciası gördü bu ülke. :) Şarkı falan söylemedi, rimirimimleyley tarzı mırıldandı ve o şeyle finale çıktı. :) Varın yarışmanın işleyişini siz düşünün. Şarkıcılar da reklamını yapmak için gidiyor, onları da anlıyorum ama boşverin be.. :)
Geçelim teknoloji dünyasına. Geçen gün nihayet Firefox 4.0.1'i kurdum makinama. Ama bir konu var ki çok zorluyor beni. Bir bağlantıya sağ tıkladığımda "Yeni Sekmede Aç" seçeneği ikinci sıradaydı. Şimdi onu ilk sıraya almışlar. En azından Türkçe sürümü öyle. Yeni sekme diye sürekli yeni bir pencere açıyorum. Sıyırmam yakındır. :) İnşallah değiştirirler ve eskisi gibi olur. Alışkanlıklarımı görmezden gelirlerse, Chrome'a geçerim, hiç acımam. :P :)
Diğer haber ise bir dedikodu konumunda şimdilik. Resmi açıklama varsa, beni de haberdar ederseniz sevinirim. Söylentilere göre Microsoft, Windows 8 hakkında bilgi sızdıran iki çalışanını kovdu! Denilenlere göre biri Rusya'dan diğeri ise Redmond'danmış bu arkadaşların. Bizler de MyDigitalLife forumundaki Canouna kullanıcısının yalancısıyız. :) Yakında kokusu çıkar zaten.
Sonra görüşürüz.
1 Mayıs 2011 Pazar
Diego Lugano
Kaç zamandır bu adamı yazacağım ama fırsatım olmadı. Adam bildiğin kasap kardeşim. Bu akşam neler yapacak bilemiyorum ama geçen Antep maçında bir hareketi var ki, insan olanın içi cız eder. Buyrun bağlantısı: http://www.youtube.com/watch?v=r3torai5-ak&feature=related
Kaç hafta Beşiktaşımızın golleri verilmedi, penaltısı verilmedi, saçma kırmızı kartlar gördü. Şansal Büyüka adındaki şahıs hepsinde şöyle diyordu:"Hakemler de insan. Normal bunlar, futbol böyle bir oyun".
Son fener maçından sonra Şansal'ın yorumu:"feneri doğradılar, fener hakemi de yendi". İşte üstteki bağlantıdaki pozisyonun neden cezasız kaldığını bu iki farklı beyanattan anlıyoruz. Renk farklı olunca bakın yayıncı kuruluşun en popüler ismi nasıl da lafı çeviriyor. Tarafsızlığı ilke edinemediği sürece de her statta tepki görmeye devam eder. O yüzden seneye Forlan'ı falan almaya gerek yok. Bu düzene karşı gelmedikten sonra, hiçbir halt olmaz.
Sonra görüşürüz.
Kaç hafta Beşiktaşımızın golleri verilmedi, penaltısı verilmedi, saçma kırmızı kartlar gördü. Şansal Büyüka adındaki şahıs hepsinde şöyle diyordu:"Hakemler de insan. Normal bunlar, futbol böyle bir oyun".
Son fener maçından sonra Şansal'ın yorumu:"feneri doğradılar, fener hakemi de yendi". İşte üstteki bağlantıdaki pozisyonun neden cezasız kaldığını bu iki farklı beyanattan anlıyoruz. Renk farklı olunca bakın yayıncı kuruluşun en popüler ismi nasıl da lafı çeviriyor. Tarafsızlığı ilke edinemediği sürece de her statta tepki görmeye devam eder. O yüzden seneye Forlan'ı falan almaya gerek yok. Bu düzene karşı gelmedikten sonra, hiçbir halt olmaz.
Sonra görüşürüz.
29 Ekim 2010 Cuma
Hoşgeldin Iverson
Etiketler:
3,
AI,
Allen Iverson,
Beşiktaş,
The Answer
28 Ekim 2010 Perşembe
The Answer is..
Şaka gibi.. Efsane 3 numara Beşiktaşımızda.. Kombine almadım da bu sene, kesin yönetim bilet fiyatlarını tavan yapacak ama the answer'ı izlemek için değer yaa. :)
Etiketler:
3,
AI,
Allen Iverson,
Beşiktaş,
Philadelphia Sixers,
The Answer
28 Mart 2010 Pazar
Beşiktaş vs Erdemir
Bu güzel, güneşli İstanbul sabahında yapılabilecek en iyi şeyi yaptım ve Akatlar'a gittim. Beşiktaşımızın basketbol maçını izlemek için tabi ki.. Salon yine boş denilebilecek seviyedeydi. Daha azlarını gördüğümden, gözüme bir an dolu bile göründü, ne yalan söyleyeyim.
Maçın teknik detaylarını buraya yığarak sizi çok boğmayacağım. Onu zaten yabancı forumlarda Beşiktaş reklamı yaparak, iyi kötü yapıyorum. :) Kabaca bakarsak: Chatman'daki doping olayı, Perry ve Engin'in sakatlıkları, Baxter'ın kadro dışı kalması... Haliyle bizim gibi kadro derinliği olmayan bir takım buna dayanamadı. Çok kötü oynadık ve yenildik: 66-69.
Erdemir, pota altında bayağı üstünlük kurdu diyebilirim. Dış atışlarda da kritik toplarda isabet sağladılar. Bizim tarafta ise Adem Ören ekstra katkılar verdi bugün yine. Oyuncularımız pek de gününde değildi. Muratcan'a ise acıdım. Oyun kurma görevini ona vermişler ama garibim ne anlar oyun kurmaktan. :) Hakemlerden en çok dikkatimi, bayan hakemin verdiği tuhaf kararlar çekti. Maçın büyük bölümünde Erdemir lehine ilginç düdükler aldı. Ancak bir pozisyonda Fedor'un hücum faülünü atladı. Üstüne üstlük bir de Erdemir aleyhine faul çaldı. :)
Şu an sesim hala kayıplarda. :) Maçta yuhlamaktan ve hakemlere bağırmaktan bayağı kendimi kaybetmiş olacağım ki, hafiften de ağrıyor. :S Son bir not, Erdemir'in deplasmana gelebilecek kadar taraftarı var mı yahu? :) Hiç bilmiyordum. :)
Bir iki kare paylaşayım hazır yazmışken. Ceyhun'un makinasıyla da bayağı çektik, belki sonradan onları da eklerim.


Maçın teknik detaylarını buraya yığarak sizi çok boğmayacağım. Onu zaten yabancı forumlarda Beşiktaş reklamı yaparak, iyi kötü yapıyorum. :) Kabaca bakarsak: Chatman'daki doping olayı, Perry ve Engin'in sakatlıkları, Baxter'ın kadro dışı kalması... Haliyle bizim gibi kadro derinliği olmayan bir takım buna dayanamadı. Çok kötü oynadık ve yenildik: 66-69.
Erdemir, pota altında bayağı üstünlük kurdu diyebilirim. Dış atışlarda da kritik toplarda isabet sağladılar. Bizim tarafta ise Adem Ören ekstra katkılar verdi bugün yine. Oyuncularımız pek de gününde değildi. Muratcan'a ise acıdım. Oyun kurma görevini ona vermişler ama garibim ne anlar oyun kurmaktan. :) Hakemlerden en çok dikkatimi, bayan hakemin verdiği tuhaf kararlar çekti. Maçın büyük bölümünde Erdemir lehine ilginç düdükler aldı. Ancak bir pozisyonda Fedor'un hücum faülünü atladı. Üstüne üstlük bir de Erdemir aleyhine faul çaldı. :)
Şu an sesim hala kayıplarda. :) Maçta yuhlamaktan ve hakemlere bağırmaktan bayağı kendimi kaybetmiş olacağım ki, hafiften de ağrıyor. :S Son bir not, Erdemir'in deplasmana gelebilecek kadar taraftarı var mı yahu? :) Hiç bilmiyordum. :)
Bir iki kare paylaşayım hazır yazmışken. Ceyhun'un makinasıyla da bayağı çektik, belki sonradan onları da eklerim.
26 Mart 2010 Cuma
#32
Aşağıdaki resme dikkatli bakın lütfen. Kerem Tunçeri'yi zaten sormuyorum, savunduğu arkadaşı soruyorum... Niye böyle gizemli bir hava yaratıyorsam, zeka seviyesi vasatın çok altında olan biri bile başlığa bakıp söyler, öyle değil mi..

Yasaklı madde kullandığı için ceza alan Kartal parçası: Mire Chatman.
Resim için EfeslilerBlog'a çok teşekkürler. Bayağı önceden aldım bu resmi ama fırsatım olmamıştı.
Resimde oynanan maç da 10.11.2004 tarihli Ülker-Pau Orthez EuroLeague maçı. Kötü gününde olmasına rağmen, tek başına yaptığı 10 asistle yerle bir etmiş Ülker'i. :)Ülkerin takım halinde yaptığı asist sayısı da 10. Herhalde ne demek istediğimi anlamışsınızdır.Detaylar için: Tık Tık Tık
Cezasını çeker çekmez, ikinci bir cezanın da kulüp tarafından verilmemesini temenni eder ve onu senelerce Akatlarda izlemek istediğimi belirtmek isterim.
Yasaklı madde kullandığı için ceza alan Kartal parçası: Mire Chatman.
Resim için EfeslilerBlog'a çok teşekkürler. Bayağı önceden aldım bu resmi ama fırsatım olmamıştı.
Resimde oynanan maç da 10.11.2004 tarihli Ülker-Pau Orthez EuroLeague maçı. Kötü gününde olmasına rağmen, tek başına yaptığı 10 asistle yerle bir etmiş Ülker'i. :)Ülkerin takım halinde yaptığı asist sayısı da 10. Herhalde ne demek istediğimi anlamışsınızdır.Detaylar için: Tık Tık Tık
Cezasını çeker çekmez, ikinci bir cezanın da kulüp tarafından verilmemesini temenni eder ve onu senelerce Akatlarda izlemek istediğimi belirtmek isterim.
30 Ocak 2010 Cumartesi
Yeter Demirören Yeter
İyi geceler herkese.
Kısa bir yazı yazmak istedim. Yarın benim ve 25 milyon Beşiktaşlı için büyük gün. Y.D ve Murat Aksu başkan olma yarışına girecekler. Açıkçası YD gitsin de kim gelirse gelsin anlayışı içindeyim. Hakikaten her yönüyle kulübe zararlar verdi. Ne Beşiktaşlılık duruşu bıraktı, ne de imaj... Bir de geçenlerde utanmadan Beşiktaş'ın sahibi olarak sadece kongre üyelerini gördü. Ona en iyi cevabı tüm camia olarak sandıkta vereceğiz. Geliyoruz Demirören. Kulübü senden ve doldurduğun yandaşçılarından temizlemeye, kulübü tekrar taraftara mal etmeye geliyoruz. 1 Şubat sabahına yepyeni umutlarla uyanmak temennisiyle...
Görüşmek üzere...
Kısa bir yazı yazmak istedim. Yarın benim ve 25 milyon Beşiktaşlı için büyük gün. Y.D ve Murat Aksu başkan olma yarışına girecekler. Açıkçası YD gitsin de kim gelirse gelsin anlayışı içindeyim. Hakikaten her yönüyle kulübe zararlar verdi. Ne Beşiktaşlılık duruşu bıraktı, ne de imaj... Bir de geçenlerde utanmadan Beşiktaş'ın sahibi olarak sadece kongre üyelerini gördü. Ona en iyi cevabı tüm camia olarak sandıkta vereceğiz. Geliyoruz Demirören. Kulübü senden ve doldurduğun yandaşçılarından temizlemeye, kulübü tekrar taraftara mal etmeye geliyoruz. 1 Şubat sabahına yepyeni umutlarla uyanmak temennisiyle...
Görüşmek üzere...
28 Aralık 2009 Pazartesi
Hiyerarşik Yönlendirme (Hierarchical Routing)
İyi akşamlar herkese. 05:50'de başlayıp 18:10'da biten bu uzun günün akşamında, yeni bir yazıya başlamak üzereyim. :) Bu akşamki konu hiyerarşik yönlendirme. Routing (yönlendirme) algoritmalarından bir tanesi oluyor kendileri.
Bu yönlendirme algoritmasının çıkma nedenlerinden en büyüğü, bölgelere özerklik sağlamasıdır. Ağı(network'ü), belirli bölgelere ayırma esasına dayanır. Örneğin firmalar, kendi yönlendiricilerini istedikleri gibi kontrol edebilir ve yönetibilirler, bu sayede.
Aşağıdaki resme dikkat buyurun.

Resimde de gördüğünüz gibi network 5 bölgeye ayrılmış. Her bölge kendi içinde bağımsız. Bölgelerin içinde noktayla gösterilen şeyler birer "router". Aynı bölge içerisindeki router'lar, aynı yönlendirme protokolünü kullanır ve birbirlerinden haberdardırlar. Hepsi aynı yönlendirme protokolünü kullanır çünkü hepsi bir paketi, belirledikleri hedefe en kısa yoldan nasıl ulaştıracağını hesaplar. Aynı protokolü kullanıyoruz ki, hepsi aynı sonucu hesaplasın ve aynı şekilde davranabilsin. Eğer farklı yönlendirme protokolünü kullanmış olsaydık, bir router derdi ki, en kısa yol benim gösterdiğim; diğeri de derdi ki, en kısa benim yolum... Böylece aynı bölge içinde tam mutabakat sağlanmış olmakta. Ancak farklı region'lar farklı yönlendirme protokolünü kullanabilirler. Ayrıma dikkat edin. ;)
Hemen bir kavramdan bahsedelim bu noktada: ağ geçidi yönlendiricisi(router). Diğer region ile bağlantı kuran router'lara verilen addır. Örneğin yukarıdaki şekle bakalım. Region 1 ve Region 3 arasındaki bağlantıyı 1C ve 3B sağlamakta. Dolayısıyla bu ikisine ağ geçidi yönlendiricileri denmektedir. Keza diğer bağlantıları sağlayan router'lara da...
Yukarıdaki resimde 2 tane tablo var. Sol taraftaki uzun tablo hiyerarşik yapı kullanMAdığımız durumu ele almakta. Tablo 1A router'ı için oluşturulmuş. 1A'ya gitmesi gibi bir durum olmadığından ilk satıra - çekilmiş. 1B'ye nasıl gideceğine bakıyor, 2. satır da... 1B'ye, 1B üzerinden gider. Saçma geldi farkındayım. :) Tablodaki mantık şu: sadece kendi region'ındakiler üzerinden nasıl gideceğini ve kaç adımda gideceğini buluyorsun. Örneğin aynı tabloda 4. satıra bakalım... 2A'ya nasıl gideceğiz? 2A Region 2'de. Region 2 ile bağlantıyı da 1B router'ı kuruyor(Şekle bakarsanız 1B ile 2A arasındaki bağlantı ile bağlılar). Dolayısıyla 2A'ya gitmek için, 1B'ye gitmeli. O yüzden 4. satırın ilk sütununa 1B yazılmış. İkinci sütuna geçelim. 2A'ya kaç adımda gider? Önce 1B'ye gider(1.adım).. sonra 2A'ya gider(2.adım).. Yani 2 adımda gider... Dolayısıyla 2 yazdık oraya da. Tablonun geri kalanı da bu şekilde dolduruluyor.
Karıştıysa sorabilirsiniz, Till Lindeman şov başladı şu an odada; şarkıya dalıp da karmaşık anlatmış olabilirim. :D
Gelelim resmin sağ tarafındaki kısa tabloya. Bu tablo da, hiyerarşik yapıyı kullanmıştır. Bunda 2A 2B 4C vs. yok. Sadece kendi bölgesindekileri tabloda belirliyor. Ardından diğer bölgelere, kendi bölgesindeki hangi router üzerinden, kaç adımda gideceğini hesaplıyor. Böylelikle sadece paketleri o region'a veriyorsunuz. Gersine karışmıyorsunuz. Yazının başında bahsettiğim özerk yapı devreye giriyor ve paketler uygun router'a, uygun şekilde iletiliyor.
Konu bu kadardı. Bugün Beşiktaş Kulübünden yeni yıl kartı aldım, çok düşünürlermiş beni. :P :)
Olur da giremezsem, herkesin yeni yılını şimdiden kutlarım.
Görüşmek üzere..
Bu yönlendirme algoritmasının çıkma nedenlerinden en büyüğü, bölgelere özerklik sağlamasıdır. Ağı(network'ü), belirli bölgelere ayırma esasına dayanır. Örneğin firmalar, kendi yönlendiricilerini istedikleri gibi kontrol edebilir ve yönetibilirler, bu sayede.
Aşağıdaki resme dikkat buyurun.
Resimde de gördüğünüz gibi network 5 bölgeye ayrılmış. Her bölge kendi içinde bağımsız. Bölgelerin içinde noktayla gösterilen şeyler birer "router". Aynı bölge içerisindeki router'lar, aynı yönlendirme protokolünü kullanır ve birbirlerinden haberdardırlar. Hepsi aynı yönlendirme protokolünü kullanır çünkü hepsi bir paketi, belirledikleri hedefe en kısa yoldan nasıl ulaştıracağını hesaplar. Aynı protokolü kullanıyoruz ki, hepsi aynı sonucu hesaplasın ve aynı şekilde davranabilsin. Eğer farklı yönlendirme protokolünü kullanmış olsaydık, bir router derdi ki, en kısa yol benim gösterdiğim; diğeri de derdi ki, en kısa benim yolum... Böylece aynı bölge içinde tam mutabakat sağlanmış olmakta. Ancak farklı region'lar farklı yönlendirme protokolünü kullanabilirler. Ayrıma dikkat edin. ;)
Hemen bir kavramdan bahsedelim bu noktada: ağ geçidi yönlendiricisi(router). Diğer region ile bağlantı kuran router'lara verilen addır. Örneğin yukarıdaki şekle bakalım. Region 1 ve Region 3 arasındaki bağlantıyı 1C ve 3B sağlamakta. Dolayısıyla bu ikisine ağ geçidi yönlendiricileri denmektedir. Keza diğer bağlantıları sağlayan router'lara da...
Yukarıdaki resimde 2 tane tablo var. Sol taraftaki uzun tablo hiyerarşik yapı kullanMAdığımız durumu ele almakta. Tablo 1A router'ı için oluşturulmuş. 1A'ya gitmesi gibi bir durum olmadığından ilk satıra - çekilmiş. 1B'ye nasıl gideceğine bakıyor, 2. satır da... 1B'ye, 1B üzerinden gider. Saçma geldi farkındayım. :) Tablodaki mantık şu: sadece kendi region'ındakiler üzerinden nasıl gideceğini ve kaç adımda gideceğini buluyorsun. Örneğin aynı tabloda 4. satıra bakalım... 2A'ya nasıl gideceğiz? 2A Region 2'de. Region 2 ile bağlantıyı da 1B router'ı kuruyor(Şekle bakarsanız 1B ile 2A arasındaki bağlantı ile bağlılar). Dolayısıyla 2A'ya gitmek için, 1B'ye gitmeli. O yüzden 4. satırın ilk sütununa 1B yazılmış. İkinci sütuna geçelim. 2A'ya kaç adımda gider? Önce 1B'ye gider(1.adım).. sonra 2A'ya gider(2.adım).. Yani 2 adımda gider... Dolayısıyla 2 yazdık oraya da. Tablonun geri kalanı da bu şekilde dolduruluyor.
Karıştıysa sorabilirsiniz, Till Lindeman şov başladı şu an odada; şarkıya dalıp da karmaşık anlatmış olabilirim. :D
Gelelim resmin sağ tarafındaki kısa tabloya. Bu tablo da, hiyerarşik yapıyı kullanmıştır. Bunda 2A 2B 4C vs. yok. Sadece kendi bölgesindekileri tabloda belirliyor. Ardından diğer bölgelere, kendi bölgesindeki hangi router üzerinden, kaç adımda gideceğini hesaplıyor. Böylelikle sadece paketleri o region'a veriyorsunuz. Gersine karışmıyorsunuz. Yazının başında bahsettiğim özerk yapı devreye giriyor ve paketler uygun router'a, uygun şekilde iletiliyor.
Konu bu kadardı. Bugün Beşiktaş Kulübünden yeni yıl kartı aldım, çok düşünürlermiş beni. :P :)
Olur da giremezsem, herkesin yeni yılını şimdiden kutlarım.
Görüşmek üzere..
22 Kasım 2009 Pazar
Beşiktaşımız:3-0:Fener
Güzel bir pazar akşamından merhaba herkese. Dünük maç hakkında kısa bir yazı yazayım dedim. :)
Öncelikle ezeli rakip olmasından dolayı önem verilen bu maçın, aslında sıradan bir Anadolu takımıyla yaptığımız maçlardan farkı yoktu. En rahat maçımızı oynadık. Kötü bir kadromuz var, bunun farkındayım. Ama buna rağmen zirve yarışına ortak olduk yine. Ligin kalitesini siz düşünün artık. :)
Maçta uzaktan attıkları 2 şut dışında pozisyonu olmayan fenerli arkadaşlarım, bugün hakeme yüklendiler hep. :) Önce bir kendi oyunlarına baksalar daha iyi olacak. Üstelik hakemlik bir şey de yoktu pek. Son gol ofsayttı, kabul. 80 küsürde 3. golün ofsayt olması skora değiştirmezdi hiç şüphesiz. Skoru değiştiren hatalar Bünyamin Gezer, Yunus Yıldırım gibi hakemlerin(!), Kadıköy'de bizi 10 kişi bırakmaları, uydurma penaltılar vermeleridir. Bunlar direkt skora yöneliktir. Efendim deniyor ki Gökhan düşürülmüş... Yuh artık. O pozisyona penaltıyı çalın, sonra Avrupa'da niye başarısız diye ağlayın sürekli. Rıdvan Dilmen, sinirden, dün yorumlarında bayağı taraflıydı. Hakem bizi hoşgörmüşmüş. Yenilgiyi kabullenip, tebrik etmesini bilmek de büyüklüktür. Nerdeee...
Ama bu bizi aldatmasın. Berbat oynuyoruz, berbat yönetiliyoruz... Özellikle Y.D'nin bir an önce onurlu bir hareketle adaylıktan çekilmesini bekliyorum. Mazlumları oynamasın hiç. Şeref tribününde taraftara ettiği küfürleri unutmadık. Ama ne hikmetse küfür etmeyen insanlar da ceza yemiş. Tribün terörü bitirilecekmiş. Tribün terörü Diyarbakırda yaşandı, Bursa'da yaşandı, Kadıköy'de yaşandı... Irkçılık da dahil olmak üzere Samiyen'de yaşandı. Önce bir onları görün. Protesto edenlere saldırın; onlar kızıp laf etsin; siz de onlara ağır cevaplar verin. Gidin bir de tüm suçu onlara yükleyin. Ağır kelimeleri kendime saklıyorum ama bunu düşmanın yapmaz. Y.D'nin skandallarla dolu döneminin son bulmasını temenni ediyorum.
Yeter Demirören Yeter!!..
Az kalsın unutuyorduum. Şeref Yalçın'a da bir sözümüz var. Taraftarın yaptığı tutarlılıktır, kararlılıktır. Ucuzluk olan ise: Christiano Ronaldo transferini gölgede bırakacak transfer yapacağız deyip, Tabata'yı almaktır. Yüzsüzlük olan: Tabata'nın tüm bonservisini ben karşılayacağım deyip, sorumlu olduğu şubenin parasını vermemektir. Herkes haddini bilecek. Beşiktaş kimsenin babasının malı değil.
Forza Beşiktaş!!..
Öncelikle ezeli rakip olmasından dolayı önem verilen bu maçın, aslında sıradan bir Anadolu takımıyla yaptığımız maçlardan farkı yoktu. En rahat maçımızı oynadık. Kötü bir kadromuz var, bunun farkındayım. Ama buna rağmen zirve yarışına ortak olduk yine. Ligin kalitesini siz düşünün artık. :)
Maçta uzaktan attıkları 2 şut dışında pozisyonu olmayan fenerli arkadaşlarım, bugün hakeme yüklendiler hep. :) Önce bir kendi oyunlarına baksalar daha iyi olacak. Üstelik hakemlik bir şey de yoktu pek. Son gol ofsayttı, kabul. 80 küsürde 3. golün ofsayt olması skora değiştirmezdi hiç şüphesiz. Skoru değiştiren hatalar Bünyamin Gezer, Yunus Yıldırım gibi hakemlerin(!), Kadıköy'de bizi 10 kişi bırakmaları, uydurma penaltılar vermeleridir. Bunlar direkt skora yöneliktir. Efendim deniyor ki Gökhan düşürülmüş... Yuh artık. O pozisyona penaltıyı çalın, sonra Avrupa'da niye başarısız diye ağlayın sürekli. Rıdvan Dilmen, sinirden, dün yorumlarında bayağı taraflıydı. Hakem bizi hoşgörmüşmüş. Yenilgiyi kabullenip, tebrik etmesini bilmek de büyüklüktür. Nerdeee...
Ama bu bizi aldatmasın. Berbat oynuyoruz, berbat yönetiliyoruz... Özellikle Y.D'nin bir an önce onurlu bir hareketle adaylıktan çekilmesini bekliyorum. Mazlumları oynamasın hiç. Şeref tribününde taraftara ettiği küfürleri unutmadık. Ama ne hikmetse küfür etmeyen insanlar da ceza yemiş. Tribün terörü bitirilecekmiş. Tribün terörü Diyarbakırda yaşandı, Bursa'da yaşandı, Kadıköy'de yaşandı... Irkçılık da dahil olmak üzere Samiyen'de yaşandı. Önce bir onları görün. Protesto edenlere saldırın; onlar kızıp laf etsin; siz de onlara ağır cevaplar verin. Gidin bir de tüm suçu onlara yükleyin. Ağır kelimeleri kendime saklıyorum ama bunu düşmanın yapmaz. Y.D'nin skandallarla dolu döneminin son bulmasını temenni ediyorum.
Yeter Demirören Yeter!!..
Az kalsın unutuyorduum. Şeref Yalçın'a da bir sözümüz var. Taraftarın yaptığı tutarlılıktır, kararlılıktır. Ucuzluk olan ise: Christiano Ronaldo transferini gölgede bırakacak transfer yapacağız deyip, Tabata'yı almaktır. Yüzsüzlük olan: Tabata'nın tüm bonservisini ben karşılayacağım deyip, sorumlu olduğu şubenin parasını vermemektir. Herkes haddini bilecek. Beşiktaş kimsenin babasının malı değil.
Forza Beşiktaş!!..
31 Ekim 2009 Cumartesi
Laf-ü Güzaf
İyi geceler herkese.
Öncelikle haberi vereyim. Bir önceki başlıkta belirttiğim mücadeleyi Beşiktaşımız kazandı. :)
Kısa bir yazı okudum az önce. İnsanların başkaları tarafından saygı görmesi, sevilmesi, hoş karşılanması üzerine yazılmış. Ve bunların insan üzerinde ne kadar önemli oldukları vurgulanmış. Bunun önemine karşı çıkmayacağım ancak, biraz düzenleme yapmak istiyorum. Aklıma gelmişken burada da yazayım dedim. :)
Öncelikle belirteyim, dedildiği üzere bunların hepsi insana lazımdır, muhtemelen. :) Ancak bunların olmaması durumunda benim söyleyeceklerim devreye giriyor. :) Günümüzde ahlaki değerler de dibe vurduğundan, bu tarz şeyleri samimi anlamda bulamazsınız. Dolayısıyla bunlardan olumsuz etkilenmek size hiçbir zaman çözüm üretmeyecektir. Fikrini paylaşmak istediğim kişi ise kötümser tayfadan: Schopenhauer. O, bu konularda yapılabilecek en iyi şeyin, insanların gerçek karakterlerine odaklanmak olduğunu belirtmiştir. Çünkü ona göre insanlar salak yaratıklardı, hatta insanlıktan uzaktılar. :) Zaten bunu daha önceki yazılarımda da vurgulamıştım. Günümüzde insanlar kültürel yönden çok zayıf. Kültürel yönden ileri olanların da ahlak, tarih, dil, geleneksel anlayış konusunda zaafları var. Çoğunluk böyle maalesef. Aksini beklemek de Pollyanna'cılık olur çünkü temelden "salak" yetişiyoruz.

Resimde de görüldüğü üzere. :)
Neyse ana konudan uzaklaşmayayım. :) Kısacası, karşıdakinin özünü fark ettiğinizde, o en başta saydığım şeylerden mahrum da kalsanız, aslında herhangi bir şey kaybetmediğinizi göreceksiniz. Schopenhauer şöyle diyor: "Bir müzisyene, bir-iki kişi dışında seyirci kitlesinin tümüyle sağırlardan oluştuğu söylenecek olsa, müzisyen yine de seyircinin coşkun alkışı karşısında kıvanç duyabilir miydi?".
Yanlış hatırlamıyorsam(ki yanlış olma ihtimali %50 gibi:) ) bu metin Parerga und Paralipomena adlı eserinde geçiyor, şayet ilgilenirseniz. Ben de okumadım ancak oradan alıntılanmış bir paragrafını görmüştüm. :)
Direkt bir konusu olmayan, ilginç bir yazı oldu sanırım. :) Ben birşeyler daha okuyacağım. İlgimi çekerse yazarım yine...
İyi geceler herkese..
Öncelikle haberi vereyim. Bir önceki başlıkta belirttiğim mücadeleyi Beşiktaşımız kazandı. :)
Kısa bir yazı okudum az önce. İnsanların başkaları tarafından saygı görmesi, sevilmesi, hoş karşılanması üzerine yazılmış. Ve bunların insan üzerinde ne kadar önemli oldukları vurgulanmış. Bunun önemine karşı çıkmayacağım ancak, biraz düzenleme yapmak istiyorum. Aklıma gelmişken burada da yazayım dedim. :)
Öncelikle belirteyim, dedildiği üzere bunların hepsi insana lazımdır, muhtemelen. :) Ancak bunların olmaması durumunda benim söyleyeceklerim devreye giriyor. :) Günümüzde ahlaki değerler de dibe vurduğundan, bu tarz şeyleri samimi anlamda bulamazsınız. Dolayısıyla bunlardan olumsuz etkilenmek size hiçbir zaman çözüm üretmeyecektir. Fikrini paylaşmak istediğim kişi ise kötümser tayfadan: Schopenhauer. O, bu konularda yapılabilecek en iyi şeyin, insanların gerçek karakterlerine odaklanmak olduğunu belirtmiştir. Çünkü ona göre insanlar salak yaratıklardı, hatta insanlıktan uzaktılar. :) Zaten bunu daha önceki yazılarımda da vurgulamıştım. Günümüzde insanlar kültürel yönden çok zayıf. Kültürel yönden ileri olanların da ahlak, tarih, dil, geleneksel anlayış konusunda zaafları var. Çoğunluk böyle maalesef. Aksini beklemek de Pollyanna'cılık olur çünkü temelden "salak" yetişiyoruz.

Resimde de görüldüğü üzere. :)
Neyse ana konudan uzaklaşmayayım. :) Kısacası, karşıdakinin özünü fark ettiğinizde, o en başta saydığım şeylerden mahrum da kalsanız, aslında herhangi bir şey kaybetmediğinizi göreceksiniz. Schopenhauer şöyle diyor: "Bir müzisyene, bir-iki kişi dışında seyirci kitlesinin tümüyle sağırlardan oluştuğu söylenecek olsa, müzisyen yine de seyircinin coşkun alkışı karşısında kıvanç duyabilir miydi?".
Yanlış hatırlamıyorsam(ki yanlış olma ihtimali %50 gibi:) ) bu metin Parerga und Paralipomena adlı eserinde geçiyor, şayet ilgilenirseniz. Ben de okumadım ancak oradan alıntılanmış bir paragrafını görmüştüm. :)
Direkt bir konusu olmayan, ilginç bir yazı oldu sanırım. :) Ben birşeyler daha okuyacağım. İlgimi çekerse yazarım yine...
İyi geceler herkese..
Mersin BŞB - Beşiktaşımız
Selam arkadaşlar. Az sonra başlayacak basketbol maçı hakkında kısa bir değerlendirme yapayım dedim, boş duracağıma. :)
Ancak ona geçmeden önce, süper bir haber vereyim. :D Fb ÜLKER'in yıldız oyuncusu Solomon kadro dışı bırakılmış. Bu sezon zaten kötüydü kabul ama kadro dışı bırakılmasında Tanjevic'in kaprislerinin ve tavırlarının etkisi olduğunu düşünmeden edemeyeceğim. Öyle bir kadroyla, böyle bir oyun oynamaları komik. :)
Diğer olay ise Kerem Gönlüm'e verilen ceza. Ben takip edebildiğim dönem boyunca şundan eminim ki, Kerem öyle doping vs kullanacak bir adam değil. Buna ihtiyacı yok zaten.Efes biraz daha dikkatli olmalı ve oyuncusunu sahiplenmeli. Çünkü böyle bir olayı, ki kasıt dışı alınmış bir madde söz konusu, fenerbahçe gibi bir camianın sulandırması çok çirkin. Sanki Kerem o maddeyi almasa, kupaları fener alacak gibi konuşuyorlar. :) Fener önce antrenör sorununu çözmeli, Tanjevic böyle güçlü bir kadroyu resmen eritiyor. Giricek gibi bir adamı, iyi oynadığı halde, nasıl oynatmaz bu adam? Acaba Demirören ajan mı soktu oraya kendisini. :P :D
Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür derler; az kalsın ana konuyu unutup, yazımı sonlandırıyordum. :D Bugün Mersin kötü gidişe dur demek isteyecek. Zor bir fikstürle, lige çok kötü başladılar. Buna karşın biz de çok iyi başladık. Ancak hafta arası 2 önemli olay gerçekleşti. Birincisi Mersin eski Efesli Nikolic'i aldı. Orta mesafe şutları iyi olan bir uzun. Fletcher ile tutmamız gerekiyor onu. Cevher'e biraz ters gelebilir. Bazen içeride onunla adam tuttuğumuza şahit oldum. Baxter da hantal görüntüsüyle, bu role soyunamaz şu aşamada... İkinci önemli olay, Engin Atsür'ün talihiz sakatlığı. 1.5-2 ay gibi bir süre olmayacak galiba. İçeride de, hep söylerim, kalın bir pivot oyuncuya ihtiyacımız var...
Çok zor bir maç bizleri bekliyor. Maçı erken koparamazsak, çok zor anlar yaşarız. Richard Frahm ve Dominic James gibi iki skora yönelik oyuncusu var Mersin'in. Bu adamları da bir şekilde kilitlemeliyiz. Ayrıca Nikolic'in gölgesine kalmasın, oynuyorsa şayet Asım Pars da sağlam bir oyuncu. Özellikle ne kadar iyi asistler yaptığını unutmayalım.
Maç birazdan başlıyor. Chatman-Newley ikilisinin yine standart üstü olduğu; Kevin-Baxter ikilisinin de baskın çıktığı bir maç diliyorum... Kaptan Haluk'a zaten diyecek bir şey yok. ;)
Görüşürüz birazdan...
Ancak ona geçmeden önce, süper bir haber vereyim. :D Fb ÜLKER'in yıldız oyuncusu Solomon kadro dışı bırakılmış. Bu sezon zaten kötüydü kabul ama kadro dışı bırakılmasında Tanjevic'in kaprislerinin ve tavırlarının etkisi olduğunu düşünmeden edemeyeceğim. Öyle bir kadroyla, böyle bir oyun oynamaları komik. :)
Diğer olay ise Kerem Gönlüm'e verilen ceza. Ben takip edebildiğim dönem boyunca şundan eminim ki, Kerem öyle doping vs kullanacak bir adam değil. Buna ihtiyacı yok zaten.Efes biraz daha dikkatli olmalı ve oyuncusunu sahiplenmeli. Çünkü böyle bir olayı, ki kasıt dışı alınmış bir madde söz konusu, fenerbahçe gibi bir camianın sulandırması çok çirkin. Sanki Kerem o maddeyi almasa, kupaları fener alacak gibi konuşuyorlar. :) Fener önce antrenör sorununu çözmeli, Tanjevic böyle güçlü bir kadroyu resmen eritiyor. Giricek gibi bir adamı, iyi oynadığı halde, nasıl oynatmaz bu adam? Acaba Demirören ajan mı soktu oraya kendisini. :P :D
Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür derler; az kalsın ana konuyu unutup, yazımı sonlandırıyordum. :D Bugün Mersin kötü gidişe dur demek isteyecek. Zor bir fikstürle, lige çok kötü başladılar. Buna karşın biz de çok iyi başladık. Ancak hafta arası 2 önemli olay gerçekleşti. Birincisi Mersin eski Efesli Nikolic'i aldı. Orta mesafe şutları iyi olan bir uzun. Fletcher ile tutmamız gerekiyor onu. Cevher'e biraz ters gelebilir. Bazen içeride onunla adam tuttuğumuza şahit oldum. Baxter da hantal görüntüsüyle, bu role soyunamaz şu aşamada... İkinci önemli olay, Engin Atsür'ün talihiz sakatlığı. 1.5-2 ay gibi bir süre olmayacak galiba. İçeride de, hep söylerim, kalın bir pivot oyuncuya ihtiyacımız var...
Çok zor bir maç bizleri bekliyor. Maçı erken koparamazsak, çok zor anlar yaşarız. Richard Frahm ve Dominic James gibi iki skora yönelik oyuncusu var Mersin'in. Bu adamları da bir şekilde kilitlemeliyiz. Ayrıca Nikolic'in gölgesine kalmasın, oynuyorsa şayet Asım Pars da sağlam bir oyuncu. Özellikle ne kadar iyi asistler yaptığını unutmayalım.
Maç birazdan başlıyor. Chatman-Newley ikilisinin yine standart üstü olduğu; Kevin-Baxter ikilisinin de baskın çıktığı bir maç diliyorum... Kaptan Haluk'a zaten diyecek bir şey yok. ;)
Görüşürüz birazdan...
Etiketler:
Asım Pars,
Beşiktaş,
Brad Newley,
Cevher Özer,
Dominic James,
Efes Pilsen,
Engin Atsür,
fenerbahçe,
Goran Nikolic,
Kerem Gönlüm,
Kevin Fletcher,
Mersin BŞB,
Mire Chatman,
Richard Frahm,
Solomon
26 Ekim 2009 Pazartesi
AB rh (-) Başkent Hastanesi - Acil!!..
Merhaba arkadaşlar,
Beşiktaşımızın sevilen isimlerinden İlker Ateş için çok acil AB rh (-) kana ihtiyaç duyulmaktadır. Vücudundaki tüm kanın değiştirileceği söylendi. Eğer siz de bu kanı taşıyorsanız 0532 276 60 26 numarasından oğluna(Erhun Ateş) ulaşabilirsiniz.
İmkanı olanların duyarsız kalmaması dileğiyle...
Beşiktaşımızın sevilen isimlerinden İlker Ateş için çok acil AB rh (-) kana ihtiyaç duyulmaktadır. Vücudundaki tüm kanın değiştirileceği söylendi. Eğer siz de bu kanı taşıyorsanız 0532 276 60 26 numarasından oğluna(Erhun Ateş) ulaşabilirsiniz.
İmkanı olanların duyarsız kalmaması dileğiyle...
17 Ekim 2009 Cumartesi
Beşiktaşımız Üst Turda!!..
Teknosa Türkiye Kupasında, Beşiktaşımız Oyak Renault ve Antalya Kepez'i yenerek grubunu lider tamamladı. O maçlar ile ilgili detaylı yazı yazamamıştım. Kısaca değineyim.
Oyak maçı antreman havasındaydı. Uzun süre yedeklerimiz oynadı. Buna rağmen 40 küsür sayı fark attık. Baştan sona maça asılsak, çok çok ağır bir sonuç çıkabilirdi. Zira Oyak'ta Ufuk Kaçar yoktu ve Heyvelt üzerine kurulu bir oyunları vardı. Onu da savununca, adamlar sahada resmen kilitlendi. Ama bu maçta 3lük yüzdemiz olağanüstüydü. Ancak böyle maç kazanılmaz her zaman. Hep eleştirdiğim Fb ÜLKER takımından hiç farkımız kalmaz.
Gelelim Kepez maçına. Pota altı zaafiyetimize rağmen, iyi oynadık. Kepez'in pota altı oldukça sağlam. Artı, Gordon gibi de bir skorerleri var. İyi maç çıkardık. Gelelim malum son 17 saniyeye. Top Kepez'de... Top çevirip maçı 5 sayıyla Beşiktaşımız kazansa, biz ile birlikte üst tura çıkacaklar... Ancak büyük çalıştırıcı Baldwin(!), nasıl bir anlayış benimsediyse öyle, topu hızla oyunu soktular. Ve 8-9 saniye kala 2lik atıp farkı 3'e düşürdüler. Ve el yakan top bize geçti. Atmazsak Kepez, atarsak Efes çıkacaktı. Chatman topu aldı... İlerledi... Tıpkı Efes maçının son topu gibi kısa şovunu yaptı ve el üstünden uzak mesafeli şutu gönderdi... Ve o top hanemize 3 sayı olarak yazılırken, Kepez'i de evine gönderiyordu... Ama ben buna sevindim çünkü maç boyunca yedekleri, sürekli bizim çocukları tahrik ettiler. O yüzden çok mutlu oldum. Maç sonu terbiyesizlik yapan Kepezlileri de Allah'a emanet ediyorum. Ayrıca... Bullshit senin gibi terbiyesizlere denir, çakma antrenör bozuntusu...
İyi geceler hepinize...
Oyak maçı antreman havasındaydı. Uzun süre yedeklerimiz oynadı. Buna rağmen 40 küsür sayı fark attık. Baştan sona maça asılsak, çok çok ağır bir sonuç çıkabilirdi. Zira Oyak'ta Ufuk Kaçar yoktu ve Heyvelt üzerine kurulu bir oyunları vardı. Onu da savununca, adamlar sahada resmen kilitlendi. Ama bu maçta 3lük yüzdemiz olağanüstüydü. Ancak böyle maç kazanılmaz her zaman. Hep eleştirdiğim Fb ÜLKER takımından hiç farkımız kalmaz.
Gelelim Kepez maçına. Pota altı zaafiyetimize rağmen, iyi oynadık. Kepez'in pota altı oldukça sağlam. Artı, Gordon gibi de bir skorerleri var. İyi maç çıkardık. Gelelim malum son 17 saniyeye. Top Kepez'de... Top çevirip maçı 5 sayıyla Beşiktaşımız kazansa, biz ile birlikte üst tura çıkacaklar... Ancak büyük çalıştırıcı Baldwin(!), nasıl bir anlayış benimsediyse öyle, topu hızla oyunu soktular. Ve 8-9 saniye kala 2lik atıp farkı 3'e düşürdüler. Ve el yakan top bize geçti. Atmazsak Kepez, atarsak Efes çıkacaktı. Chatman topu aldı... İlerledi... Tıpkı Efes maçının son topu gibi kısa şovunu yaptı ve el üstünden uzak mesafeli şutu gönderdi... Ve o top hanemize 3 sayı olarak yazılırken, Kepez'i de evine gönderiyordu... Ama ben buna sevindim çünkü maç boyunca yedekleri, sürekli bizim çocukları tahrik ettiler. O yüzden çok mutlu oldum. Maç sonu terbiyesizlik yapan Kepezlileri de Allah'a emanet ediyorum. Ayrıca... Bullshit senin gibi terbiyesizlere denir, çakma antrenör bozuntusu...
İyi geceler hepinize...
Etiketler:
Baldwin,
Beşiktaş,
Efes Pilsen,
Kepez,
Mire Chatman,
Oyak Renault
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















