Bugüne nostalji yaparak başladım ve NBA Live 98'i yıllar sonra tekrar makineme kurdum. :) Günü de tarihi bir olayla kapatmak istiyorum. Nasıl konu geçişi yaptım öyle..
Efendim, konumuz Çandarlı Halil Paşa Olayı. Çandarlı Halil sırasıyla 2.Murat ve 2.Mehmet(Fatih Sultan Mehmet)'e vezirlik yapmış önemli bir şahsiyettir. Ancak Edirne'de idam edilerek öldürülmüştür. Peki neden böyle olmuştur diye bir soru soruyorsanız şayet, ki sormanız gerekir, yazımızın ana konusunu da anlamış olmalısınız.
Sayın Erol Mütercimler'in anlattığına göre bu konuda 3 senaryo varmış:
1. Çandarlı Paşa'nın Bizans ile yakın ilişkileri(rüşvet vs)
2. Fatih Sultan Mehmet'in çocuk yaşta tahta çıkmasını engellemesi ve Fatih'in bunu asla affetmemesi
3. Osmanoğulları ile Çandarlı Ailesi arasındaki rekabet
Çandarlılar babadan oğula uzun süredir vezirlik görevini başarıyla sürdüren bir ailedir. Yaptığı hizmetleri göz önüne aldığımızda birinci maddenin pek de mantıklı olmadığını söyleyebilirim. Eğer Bizansçı biri olsa, bunu çok daha önceden belli ederdi diye düşünüyorum.
Gelelim ikinci maddeye. Bu madde geçerli olabilir zira hatırlarsanız bize tarih derslerinde 2.Mehmet'in babasına mektup yazdığı, "Sevgili Babacığım, geri dön" dediği anlatılmıştı. :) Ancak pek de öyle olmamıştı. :) Çok genç yaşta tahta oturan 2.Mehmet(Fatih ünvanını almamıştı henüz), Varna Savaşında tüm gençlik hırsıyla saldırıyordu ama durumun vahametini gören Çandarlı Halil Paşa, 2.Murat'ı çağırıp ikna ediyor ve 2.Mehmet tahtı babasına geri vermek durumunda kalıyordu. Kendinimi bir an Fatih'in yerine koydum da... Öfkesinden duramaz insan herhalde. :) Fatih de muhtemelen bunu unutmamış olacak ki, böyle bir olayı tasarlamıştı. Ancak öyle hemen bir çırpıda olmuyor bu iş. Olamaz da zaten. Dikkat ettiyseniz, padişahı değiştirebilecek güçteki bir vezirden bahsediyoruz. Bu nüfuzunu ve gücünü gösteriyor. Haliyle Fatih de buna cesaret edemiyor hemen.
Gel zaman git zaman, Fatih İstanbul'un fethini kaçınılmaz olarak görüyor. Ancak Çandarlı Paşa bu durumdan hoşnut değil! Böyle bir girişimden rahatsız olduğunu belli ediyor. Diyeceksiniz ki şimdi, bu durum Bizans ile ilişki içinde olduğunu gösterir mi.. Sanmıyorum çünkü bu konu hakkında Halil İnalcık Hocanın görüşleri devreye giriyor. Sayın İnalcık şöyle der: "Çandarlı son ana kadar İstanbul'un fethine muhalif kalacaktır. Girişim başarılı olursa otoritesinin kaybı, başarılı olamazsa devletin tehlikeye düşmesi kaçınılmaz görünüyordu. Şehir fethedilse bile Haçlı Seferleri ile yerle bir edileceğine inanıyordu". Hocamızın bu sözlerinden çıkardığım şu: Çandarlı Paşa kendi gücünün korunmasını devletin çıkarının üzerinde görmüştür ve büyük düşünmemektedir. Tabi bunlar hocamızın laflarının üzerine yaptığım çıkarsamalar, kesin böyledir demiyorum, diyemem de.
2.Mehmet, Çandarlı'nın bu tutumuna rağmen, ona ihtiyacı olduğundan ses etmemiştir. Fetih için çalışmalar ve hücumlar başlamıştır. Savaş toplantılarında dahi Çandarlı Paşa sürekli geri çekilmeyi önermiştir. Haçlı Seferlerinin peşpeşe geleceğini söylemiştir. Tam da bu noktada araya Rum asıllı Zağanos Paşa girmiştir. Bizleri bugünlerde ayrıştırmaya çalışanlara inat, Rum asıllı Paşamız padişaha destek vermiştir. Haçlıların ve onları oluşturan devletlerin sürekli rekabet halinde olduklarını ve bir Haçlı Seferi yapsalar bile bunun sağlıklı olmayacağını belirtmiştir, ki nitekim haklı çıktığını tarihin sayfalarında gezerek bulabilirsiniz.
En nihayetinde İstanbul düşer, Fatih ünvanını alan 2.Mehmet, kısa bir süre sonra Çandarlı Paşa'yı idam ettirir. Gördüğünüz üzere ikinci madde son derece kabul edilebilir nedenlere dayanmakta.
Gelelim üçüncü maddeye.. Az önce Zağanos Paşa ile Çandarlı'nın nasıl karşı karşıya geldiğini yazdım. Üçüncü madde için önemli bir dayanaktır bu. Osmanlılarda I.Murat döneminde, ne trajikomiktir ki Çandarlılardan Hayreddin Paşa'nın uğraşlarıyla, kurulmuş bir ocak vardır: Kapıkulu. Bu ocak, Türk olmayanlardan, devşirme çocuklarla kurulan bir oluşumdu. Adı üstünde, padişahları için "kul" oluyorlardı. Günaha sokacağım kendimi ama bunu ben demiyorum, tarih diyor. :) İşte bu Kapıkulu Ocağı çok geniş bir yelpazedir ve Zağanos Paşa da bu ocağın bir ürünüdür. Dedesinin yardımıyla kurulan bu ocağın ürünleri, Çandarlı Halil'in de ölüm fermanı oluyordu. Çünkü Çandarlılar ile Kapıkulu Ocakları sürekli sürtüşme içindeydiler. Çandarlı Halil'in asılmasıyla da, Kapıkulu Ocaklarının, dolayısıyla da Osmanoğullarının mutlak ve kat'i egemenliği başlamıştır. Üçüncü senaryo da çok gerçekçi duruyor ki, tarihi olayları da düşünürsek, en mantıklısı da bu.
Konu hakkında yazabilmemi sağlayan Sayın Erol Mütercimler'e de değerli eserleri için teşekkür etmeyi bir borç bilirim.
İyi akşamlar herkese.
Erol Mütercimler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erol Mütercimler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Mart 2010 Çarşamba
27 Mart 2010 Cumartesi
Sultan Osman ve Reşadiye Gemileri
Selam herkese,
Tarih hakkında birşeyler yazmayalı uzun zaman olmuş. Bu akşam da tarihten gidelim.
Konumuz, tarih kitaplarımızda pek de bahsedilmeyen İngilizlerden yenilen büyük bir kazık: Sultan Osman ve Reşadiye Gemilerinin gasp edilmesi! Başlamadan önce yıllar önce bu konuyu kitabında işleyen Erol Mütercimler'e teşekkür etmek istiyorum.
1. Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden kısa bir süre öncesiydi. Ruslar'ın klasik Boğazları ele geçirme ve Akdeniz'in kontrolünü sağlama hedefi; Yunanlıların Akdeniz'e ve dolayısıyla coğrafi olarak Osmanlı ekonomisine hakim olma gayretleri had safhadaydı.
İngiltere ve Almanya silahlanma yarışına girmişlerdi. Fransa onlara eşlik ediyor, Yunanistan ise (ki el birliğiyle oluşturulmuş bir devlettir) donanmasını güçlendirmeye başlamış idi. Ara not olarak geçelim, o dönemde Yunanistan ile Osmanlının arası sürekli bozuk tutularak, tıpkı şimdiki Ortadoğu gibi, savaş sanayisi canlı tutulmuştur. Takdir edersiniz ki bu işten başta İngiltere ve Almanya olmak üzere, birçok devlet karlı çıkmıştır. Peki Osmanlı ne durumdaydı? Osmanlı'da işler kötüydü çünkü modern bir donanması yoktu. Osmanlı da bu gelişmeleri baz alarak, İngiltere'ye iki adet dretnot siparişi verildi (orijinali:dreadnought. Zırhlı bir gemi oluyor kendileri). Tabi malumunuz Osmanlı'nın çöküş dönemleriydi o yıllar. Para falan hak getire.. Bunun için Donanma-i Hümayun Muaveneti Milliye adında bir cemiyet kuruluyor. Bu cemiyet halktan para toplayarak güçlü bir donanma oluşturmaya çalışıyor.
Gel zaman git zaman, paralar toplanıyor ve İngilizlere dretnot siparişi veriliyor. Dretnota "Reşadiye" adı veriliyor. Geminin yapımının ilerlediği günlerde, eş zamanlı olarak, Rio de Janeiro adında bir dretnot daha yapılıyordu. Adından da tahmin edeceğiniz üzere, bu gemi Brezilya için. Brezilya ve Arjantin de o dönemler savaş halinde. Ancak bu iki devlet sorunlarını hallediyor ve Brezilya gemiyi almaktan vazgeçiyor. Osmanlı bu gemiye de talip oluyor ve alıyordu. Gemiye "Sultan Osman" adı verilmişti.
Her iki dretnotun tüm parası ödenmiş ve gemiler hazır hale getirilmişti. Ancak.. İngilizler gemilere el koydu! Bahaneleri de, kritik dönemlerde yasalarına göre buna haklarının olması idi! Gerek Almanya ile silahlanma yarışı içine girmeleri, gerek Osmanlı-Almanya yakınlaşması(İttifak Devletleri oluşumu), gerekse de Boğazların güvenliğinin üst düzeye çıkacağı korkusu buna sebep olarak gösterilebilir. Ancak hiçbir şey bu gasp olayını haklı çıkaramaz. Resmen bir hırsızlık yapılmıştır.
Daha sonra Lozan'da Türkiye Cumhuriyeti bu haklarından feragat etmiştir. Burayı okuyan sevgili sazanlar, neden böyle yapmış, bak işte İsmet Paşa şöyledir böyledir demesinler boşuna.. Hiçbir anlaşma karşılıklı olarak ödünler verilmeden yapılamaz. Lozan'da düşmanlarımızın verdiklerinin karşısında, bu tarz şeylerin esamesi bile okunmaz. Tarihi bir olgu değerlendirilirken, popüler söylemlerde bulunulmaz diyeyim de, üzerine alınması gerekenler alınır zaten.
İyi akşamlar herkese.
Tarih hakkında birşeyler yazmayalı uzun zaman olmuş. Bu akşam da tarihten gidelim.
Konumuz, tarih kitaplarımızda pek de bahsedilmeyen İngilizlerden yenilen büyük bir kazık: Sultan Osman ve Reşadiye Gemilerinin gasp edilmesi! Başlamadan önce yıllar önce bu konuyu kitabında işleyen Erol Mütercimler'e teşekkür etmek istiyorum.
1. Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden kısa bir süre öncesiydi. Ruslar'ın klasik Boğazları ele geçirme ve Akdeniz'in kontrolünü sağlama hedefi; Yunanlıların Akdeniz'e ve dolayısıyla coğrafi olarak Osmanlı ekonomisine hakim olma gayretleri had safhadaydı.
İngiltere ve Almanya silahlanma yarışına girmişlerdi. Fransa onlara eşlik ediyor, Yunanistan ise (ki el birliğiyle oluşturulmuş bir devlettir) donanmasını güçlendirmeye başlamış idi. Ara not olarak geçelim, o dönemde Yunanistan ile Osmanlının arası sürekli bozuk tutularak, tıpkı şimdiki Ortadoğu gibi, savaş sanayisi canlı tutulmuştur. Takdir edersiniz ki bu işten başta İngiltere ve Almanya olmak üzere, birçok devlet karlı çıkmıştır. Peki Osmanlı ne durumdaydı? Osmanlı'da işler kötüydü çünkü modern bir donanması yoktu. Osmanlı da bu gelişmeleri baz alarak, İngiltere'ye iki adet dretnot siparişi verildi (orijinali:dreadnought. Zırhlı bir gemi oluyor kendileri). Tabi malumunuz Osmanlı'nın çöküş dönemleriydi o yıllar. Para falan hak getire.. Bunun için Donanma-i Hümayun Muaveneti Milliye adında bir cemiyet kuruluyor. Bu cemiyet halktan para toplayarak güçlü bir donanma oluşturmaya çalışıyor.
Gel zaman git zaman, paralar toplanıyor ve İngilizlere dretnot siparişi veriliyor. Dretnota "Reşadiye" adı veriliyor. Geminin yapımının ilerlediği günlerde, eş zamanlı olarak, Rio de Janeiro adında bir dretnot daha yapılıyordu. Adından da tahmin edeceğiniz üzere, bu gemi Brezilya için. Brezilya ve Arjantin de o dönemler savaş halinde. Ancak bu iki devlet sorunlarını hallediyor ve Brezilya gemiyi almaktan vazgeçiyor. Osmanlı bu gemiye de talip oluyor ve alıyordu. Gemiye "Sultan Osman" adı verilmişti.
Her iki dretnotun tüm parası ödenmiş ve gemiler hazır hale getirilmişti. Ancak.. İngilizler gemilere el koydu! Bahaneleri de, kritik dönemlerde yasalarına göre buna haklarının olması idi! Gerek Almanya ile silahlanma yarışı içine girmeleri, gerek Osmanlı-Almanya yakınlaşması(İttifak Devletleri oluşumu), gerekse de Boğazların güvenliğinin üst düzeye çıkacağı korkusu buna sebep olarak gösterilebilir. Ancak hiçbir şey bu gasp olayını haklı çıkaramaz. Resmen bir hırsızlık yapılmıştır.
Daha sonra Lozan'da Türkiye Cumhuriyeti bu haklarından feragat etmiştir. Burayı okuyan sevgili sazanlar, neden böyle yapmış, bak işte İsmet Paşa şöyledir böyledir demesinler boşuna.. Hiçbir anlaşma karşılıklı olarak ödünler verilmeden yapılamaz. Lozan'da düşmanlarımızın verdiklerinin karşısında, bu tarz şeylerin esamesi bile okunmaz. Tarihi bir olgu değerlendirilirken, popüler söylemlerde bulunulmaz diyeyim de, üzerine alınması gerekenler alınır zaten.
İyi akşamlar herkese.
6 Mart 2010 Cumartesi
Martaval
İyi geceler herkese.
Blogu, elimde olmayan sebeplerden, geçici olarak askıya almaya az kalmışken, biraz yazmaya doyayım değil mi..
Öncelikle anketimiz bitti ve gelen oylara göre Daniel Guiza daha büyük bir yetenek olduğunu ispatladı. Kendisini kutluyoruz.
Diğer mevzuya geçelim hemen. Hayko Cepkin'in yeni albümünü kanaate varack kadar dinledim. Açıkçası çok sert bir albüm beklediğimden, biraz hayal kırıklığına uğramadım değil. Albüm arabesk-ilahi tadında olmuş. Kötü mü olmuş derseniz, asla böyle birşey diyemem. Adam onları da müthiş söylüyor. Olay, benim beklentimin değişik olması. Mesela Sandığım Hazır parçasında, 2:25'inci dakikada bir giriş var ki, muhteşem ötesi. Bir an rahmetli Kani Karaca sandım. :) Ama yine de, niye yapmadın be kardeşim sertçe birşeyler? :)
Gündem yoğun, hemen başka yere zıplayalım. Kitap hakkında yazmıyordum uzun süredir. Önereceğim kitap:Orhan Yorgancı'dan Mustafa Kemal Atatürk. http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=465791&sa=54819602 bağlantısını inceleyebilirsiniz. Erol Mütercimler de onayı vermiş zaten kitaba. Kaçırmamak gerek.
Sonisphere festivalinin kombine biletleri satışa çıkmış. Bu festivali kaçıran çok üzülür, benden söylemesi. Rammstein-Metallica-Hayko bir arada. Tam liste için: buraya tıklayın. Son bir not, henüz günlük biletler satışa sunulmadı.
Yarın görüşürüz.
Blogu, elimde olmayan sebeplerden, geçici olarak askıya almaya az kalmışken, biraz yazmaya doyayım değil mi..
Öncelikle anketimiz bitti ve gelen oylara göre Daniel Guiza daha büyük bir yetenek olduğunu ispatladı. Kendisini kutluyoruz.
Diğer mevzuya geçelim hemen. Hayko Cepkin'in yeni albümünü kanaate varack kadar dinledim. Açıkçası çok sert bir albüm beklediğimden, biraz hayal kırıklığına uğramadım değil. Albüm arabesk-ilahi tadında olmuş. Kötü mü olmuş derseniz, asla böyle birşey diyemem. Adam onları da müthiş söylüyor. Olay, benim beklentimin değişik olması. Mesela Sandığım Hazır parçasında, 2:25'inci dakikada bir giriş var ki, muhteşem ötesi. Bir an rahmetli Kani Karaca sandım. :) Ama yine de, niye yapmadın be kardeşim sertçe birşeyler? :)
Gündem yoğun, hemen başka yere zıplayalım. Kitap hakkında yazmıyordum uzun süredir. Önereceğim kitap:Orhan Yorgancı'dan Mustafa Kemal Atatürk. http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=465791&sa=54819602 bağlantısını inceleyebilirsiniz. Erol Mütercimler de onayı vermiş zaten kitaba. Kaçırmamak gerek.
Sonisphere festivalinin kombine biletleri satışa çıkmış. Bu festivali kaçıran çok üzülür, benden söylemesi. Rammstein-Metallica-Hayko bir arada. Tam liste için: buraya tıklayın. Son bir not, henüz günlük biletler satışa sunulmadı.
Yarın görüşürüz.
25 Temmuz 2009 Cumartesi
........:::Başlık:::.............
Merhaba arkadaşlar. Temmuz ayının sonuna yaklaşırken(girizgah olsun diye yazdım, konuyla alakası yok=) ), kısa bir yazı yazmak istiyorum. Sonunda tatil günü geldi ve ertesi gün erken kalkmayacağını bilmekten kaynaklanan bir huzur var bende. :D
Yorucu bir hafta geride kaldı. Report Designer projem de adım adım ilerlemekte. 1-2 hafta içinde sonlanacağını tahmin etmekteyim. İşyeri oldukça yoğun geçmekte. Onun dışında, sıcağı görenin evlendiği dönemdeyiz. =) Bir düğüne daha gitmemeyi başardım. :D Ancak her gün 2-3 düğün davetiyesi gelmeye başladı, nüfus patlaması olacak bu gidişle. =)
Bu aralar yeni bir kitaba başlıyorum. Eski kitabım ancak bittiğinden yeni başlayacağım. İçerik hakkında biraz bilgi sahibiyim: Erol Mütercimler - Fikriminiz Rehberi, Gazi Mustafa Kemal. Harika bir kitap. Muhteşem bir yazar olan Erol Mütercimler'den muazzam bir biyografi. Aralarını okudum çünkü, bilgim de var. =) Çok uzun zaman ayıramadığımdan, bu kitap beni 1 ay idare eder. Ondan sonra okuyacağım kitabı da belirledim ama bitince söylerim onu da. =)
Kitaptan girdim, müzikten devam edeyim bari. Tüm şarkılarını en az 20'şer kez dinlediğim(ki ben sürekli birini nadiren dinlerim) Sıla'nın albümünü hala dinlemediyseniz, şiddetle tavsiye ediyorum: Sıla - İmza. Sesi çok güzel, şarkıları güzel, müziği süper. Tanımlayamıyorum. =)
Onun dışında sizlere tavsiyem: Fazıl Say - Black Earth. Dinlediğinizde "budur" diyeceksiniz. =) Bir önceki yazımda da önerdiğim Sumru Ağıryürüyen'i de tekrar hatırlatırım. ;)
Sıra sanırım filimlere geldi. Bu konuya girmeden çok çok çok önemli bir bilgiyi paylaşayım. Ben yıllarca "film" kelimesini kullanırdım. Ancak 3 gün önce Türkçe'de filim diye kullanıldığını öğrendim. Bu şekilde kullananlara kızdığım için kendimden utanıyorum. :S Meğer öz Türkçe'si o imiş. Konuya geri döneyim. Ben maalesef sinema alışkanlığı olan biri değilim. :D Arkadaşlarım pek sinemaya gitmediğinden, tek başına da gidilmeyeceğinden DVD'de izleme alışkanlığı edindim. =) En son Suikastçi ve Iron Man'i izledim. İki filim de, aksiyon dolu sahnelerle bezenmiş, ilginç ama güzel yapımlar idi. Yapım tarihlerini bilmiyorum ama izlemediyseniz şayet, bir deneyin derim. =)
Bu arada şu Feysbuk'a iyice alıştım. Artık tüm "numaralarını" çözdüm. =) Kimilerinin birden çok hesabı var. Yani %30 oranında hesap sahte diyebilirim. Normalde cesaret edemediği ya da merak ettiği insanların hesaplarına erişmek için yapılan bir numara. =) Bir diğer alengirli hareket ise, sahte resimler. Sahte resim koyuyorsunuz, bari resmin altındaki küçücük linki silin. =) O resimlere yapılan yorumlar ise ayrı bir komedi. :D Özgüveninizi kaybetmeyin sakın. Özgüveni olmayanlar, böcekten farksızdır, dikkate bile alınmazlar. ;)
Bu arada güzel bir haber aldım. PES 2010'da, 09'daki hata giderilmiş. Serbest vuruşu kullanan oyuncu artık zeka geriliği yaşamayacak. :D Hareketsiz kalmayacağı ve topu takip edebileceği açıklanmış. =) Bayağı karşı atak oluyordu o saçma hata yüzünden.
Yarın yine görüşürüz umarım, bu gecelik benden bu kadar. Hoşça kalın..
Yorucu bir hafta geride kaldı. Report Designer projem de adım adım ilerlemekte. 1-2 hafta içinde sonlanacağını tahmin etmekteyim. İşyeri oldukça yoğun geçmekte. Onun dışında, sıcağı görenin evlendiği dönemdeyiz. =) Bir düğüne daha gitmemeyi başardım. :D Ancak her gün 2-3 düğün davetiyesi gelmeye başladı, nüfus patlaması olacak bu gidişle. =)
Bu aralar yeni bir kitaba başlıyorum. Eski kitabım ancak bittiğinden yeni başlayacağım. İçerik hakkında biraz bilgi sahibiyim: Erol Mütercimler - Fikriminiz Rehberi, Gazi Mustafa Kemal. Harika bir kitap. Muhteşem bir yazar olan Erol Mütercimler'den muazzam bir biyografi. Aralarını okudum çünkü, bilgim de var. =) Çok uzun zaman ayıramadığımdan, bu kitap beni 1 ay idare eder. Ondan sonra okuyacağım kitabı da belirledim ama bitince söylerim onu da. =)
Kitaptan girdim, müzikten devam edeyim bari. Tüm şarkılarını en az 20'şer kez dinlediğim(ki ben sürekli birini nadiren dinlerim) Sıla'nın albümünü hala dinlemediyseniz, şiddetle tavsiye ediyorum: Sıla - İmza. Sesi çok güzel, şarkıları güzel, müziği süper. Tanımlayamıyorum. =)
Onun dışında sizlere tavsiyem: Fazıl Say - Black Earth. Dinlediğinizde "budur" diyeceksiniz. =) Bir önceki yazımda da önerdiğim Sumru Ağıryürüyen'i de tekrar hatırlatırım. ;)
Sıra sanırım filimlere geldi. Bu konuya girmeden çok çok çok önemli bir bilgiyi paylaşayım. Ben yıllarca "film" kelimesini kullanırdım. Ancak 3 gün önce Türkçe'de filim diye kullanıldığını öğrendim. Bu şekilde kullananlara kızdığım için kendimden utanıyorum. :S Meğer öz Türkçe'si o imiş. Konuya geri döneyim. Ben maalesef sinema alışkanlığı olan biri değilim. :D Arkadaşlarım pek sinemaya gitmediğinden, tek başına da gidilmeyeceğinden DVD'de izleme alışkanlığı edindim. =) En son Suikastçi ve Iron Man'i izledim. İki filim de, aksiyon dolu sahnelerle bezenmiş, ilginç ama güzel yapımlar idi. Yapım tarihlerini bilmiyorum ama izlemediyseniz şayet, bir deneyin derim. =)
Bu arada şu Feysbuk'a iyice alıştım. Artık tüm "numaralarını" çözdüm. =) Kimilerinin birden çok hesabı var. Yani %30 oranında hesap sahte diyebilirim. Normalde cesaret edemediği ya da merak ettiği insanların hesaplarına erişmek için yapılan bir numara. =) Bir diğer alengirli hareket ise, sahte resimler. Sahte resim koyuyorsunuz, bari resmin altındaki küçücük linki silin. =) O resimlere yapılan yorumlar ise ayrı bir komedi. :D Özgüveninizi kaybetmeyin sakın. Özgüveni olmayanlar, böcekten farksızdır, dikkate bile alınmazlar. ;)
Bu arada güzel bir haber aldım. PES 2010'da, 09'daki hata giderilmiş. Serbest vuruşu kullanan oyuncu artık zeka geriliği yaşamayacak. :D Hareketsiz kalmayacağı ve topu takip edebileceği açıklanmış. =) Bayağı karşı atak oluyordu o saçma hata yüzünden.
Yarın yine görüşürüz umarım, bu gecelik benden bu kadar. Hoşça kalın..
Etiketler:
Erol Mütercimler,
Erol Mütercimler - Fikriminiz Rehberi,
Fazıl Say - Black Earth,
Feysbuk,
Gazi Mustafa Kemal,
Iron Man,
kitaplar,
Pes2009,
Pes2010,
Sıla - İmza,
Suikastçi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)