11 Eylül 2010 Cumartesi

Tek Bağlı Listeler(Linked Lists)

Merhaba herkese,

Uzun bir aradan sonra bir konu anlatımına başlayacağız. Konumuz Tek Bağlı Liste.. Hatırlarsanız bizim birçok veri modelimiz vardı: liste, ağ, hiyerarşik, ilişkisel vs. Tek bağlı listeler de liste veri modelinin bir uygulamasıdır desek yanlış sayılmaz.

Bir işi yaparken bir veri grubundan yararlanmanız gerekebilir. Örneğin okul için düşünecek olursak; öğrenci adı, soyadı, numarası bizim verilerimiz olacak, bunları bir arada tuttuğumuzda, daha açık şekilde söylemek gerekirse, bunları birbirlerine bağladığımızda bir veri grubu elde ederiz. Tek bağlı liste yapısı iki kısımdan oluşur: Veri ve İşaretçi. Veri kısmına öğrenci ile ilgili tüm bilgileri yazarız. İşaretçi ise bir sonraki öğrencinin bellekteki yerini bize söyler. Eğer kendisinden sonra öğrenci yoksa, işaretçi alanı NULL değerini tutar.

Çizmekten üşendiğim için netten hazır çizilmiş bir örnek aldım:
Şekilde de gördüğünüz üzere, liste 2 elemanı ile başlıyor(sol en üstteki eleman). 2 verisinin bellekte tutulduğu adres "2003" imiş. İşaretçi kısmında ise 2184 değerini görüyoruz. Yani bu ne demek? Bir sonraki eleman da 2184 numaralı bellek adresinde imiş. Altta yazan değerler bellek adresleri.. 2184 numaralı bellek adresi de 4 verisine sahip, sol alttaki elemanın adresi imiş. Hemen oraya bağlandık. Tabi bu bağ sanal... 4 verisine sahip elemanın işaretçi kısmında ise 3225 değeri var. Hemen 3225 bellek adresine sahip elemanı buluyoruz:6. Bu şekilde tüm liste oluşturulur, arada sanal bir bağ olacak şekilde. En son 7 değerine sahip elemanın işaretçi kısmında NULL yazmakta. Bu, o elemanın listenin en son elemanı olduğunu, başka bir deyişle, kendisinden sonra henüz bir eleman olmadığını gösterir.

Bu mantıkla kodunu da çok basit bir şekilde yazabiliriz. Ben kısa bir iki kod yazayım hemen:

struct ListNode
{
int data;
struct ListNode *nextPtr;
};
typedef struct ListNode ListNode;
typedef ListNode *ListNodePtr;

Öncelikle yukarıdaki gibi int değer tutan bir data kısmı ve bir sonraki adresi gösteren işaretçi kısmını tanımladık ve bir struct oluşturduk.

Şimdi mesela tek bağlı listemize bir eleman ekleyelim. Bir metot yazalım hemen. Gerçi C'de buna fonksiyon deniyordu yanlış hatırlamıyorsam ama isimlere takılmayın, aynı şey.

void insertListNode(ListNodePtr *startPtr,int data)
{
if((*startPtr)==NULL)
{
(*startPtr)=(ListNodePtr)malloc(sizeof(LİstNode));
(*startPtr)->data=data;
(*startPtr)->nextPtr=NULL;
}
else
{
insertListNode(&((*startPtr)->nextPtr),data);
}
}


Fonksiyonda, eğer işaretçinin içeriği NULL ise hemen bir liste elemanı yaratıyor ve değerlerini giriyoruz. Eğer NULL değilse bir sonraki elemana gidip aynı işlemi tekrardan yaptırmaya çalışıyoruz..

Kodları derleyicide yazmadım ufak tefek hatalar çıkarsa affola.. Genel anlamda tek bağlı listeler böyle.. Diğer işlemleri de aynı mantıkla sizler de yapabilirsiniz..

Birazdan görüşürüz..

10 Eylül 2010 Cuma

Ferrari'sine Tüp Taktıran Bilge

Selam tekrar,

Gözlemlediğim bir hususu paylaşmak istiyorum sadece. Sabahleyin yolda en enerjik halimle vücuduma Till Lindemann'ı enjekte ederken, karşıma oturan bir zat dikkatimi çekti. Üstü başı perişan halde, eski püskü diye tabir edilen cinstendi. Yanlış anlaşılmasın sakın, o haline üzüldüm bile, keşke herkesin refah düzeyi hep en yükseklerde olsa, konum bu değil. Bu zat-ı muhterem 5 dk sonra cebinden bir iphone çıkardıktan sonra algım bozuldu. :) Çakma falan mı diye göz ucuyla amcamı gözetlerken, internet erişiminin de çalıştığını gördüm. :D Bu örnek insanlarımızın kişisel ihtiyaçlarını sıralamasındaki bozuklukları gösteriyor bence. Bir insan önce temel ihtiyaçlarını karşılamalıdır kanaatimce. Yeme-içme-barınma-giyinme vs. Ardından aksesuarlar gelir, isteğe bağlı olarak. Kıyafet de neymiş derseniz saygı duyarım ama dış görünüş de bir nevi insanı yansıtan bir olgudur, o yüzden dikkat etmek lazım şartlar elverdiğince.

Benzer bir örnek de gecekonduda oturup da Mercedes'i olan aile. :) Diyecek söz bulamıyorum cidden. :) İnsanların kendini tamin etmesi mi, yoksa hayvanlar gibi 'an'ını düşünmesi midir bu bilemiyorum ama "insan hayvanı" terimini burada kullanmak çok da yanlış olmasa gerek. :)

İstikamet cepheniz, dağılın marş marş. :)

Tunnel Rats(2008)

Merhabalar,

Geçen gün izlediğim filim hakkında kısaca bilgi vereyim. Tunnel Rats, Vietnam Savaşı sırasında yerel halkın tünellerde verdiği mücadeleyi ve conilere direnişini anlatan bir filim. Çok sıradan bir filim diyebilirim. Direkt Vietnam'da başlayan olaylar, birkaç tünel sahnesiyle birlikte yine orada son buluyor. Filmin başında yeni gelen askerler gösterilirken bir iki tanesine fazla önem verildi. Bende de haliyle filmin bu kişiler üzerinden yürütüleceği hissi uyandı ki, alakası yokmuş. :) Verildiği önemle kaldılar. :D

Filmin tek güzel yeri tünel sahneleri. Yaratıcı ve hoş olmuş. Tüneldeki yaşam/ölüm/tuzaklar... Hepsi iyi tasarlanmıştı. Ama sadece bu kadar maalesef... Filmin bitişi de tıpkı başlangıcı gibi saçma ve basit idi.

Belki kazananı olmayan bir savaş filmi diyerek kendimizi avutabiliriz. Hatta "vay be, coniler övülmemiş bu sefer" diyerek de kendimizi kandırabiliriz ama zaten bu savaşı gerçekte conilerin kaybettiğini düşünecek olur isek, filmin pek de tarafsız kaldığını söyleyemeyiz bence.

Uzun lafın kısası, tünel sahnelerini görün ve kapatın. :D

Görüşmek üzere..

7 Eylül 2010 Salı

FIBA 2010: Türkiye - Fransa

Selamlar,

Pazar akşamı Biletix'in tükendi(!) yazısına rağmen, bizzat Biletix'ten bilet bularak gittiğim maç hakkında birkaç satır yazayım. Giriş cümleme dikkatinizi çekeyim, Biletix'in yok/bitti gibi açıklamalarına kanmayın! Azar azar satıyorlar biletleri.. Toplu alımı engellediklerini düşünüyorlar belki ama sırf bilet yok diye yüzlerce kişi gelmiyor maça.

Salona giderken yol üstünde "Bilet lazım mı ağbeeiiii" diye yanaşan çok oluyor zaten. Gitmeniz hayat memat meselesi ise saat 4-5 gibi Ataköy'de olun. :) Buyrun size ihbar, karaborsa yok demesin kimse sakın, kralı var..

Salon girişinde yaş ortalaması 70 olan Fransız kafilesinin ortasında kalmak ise çok kötü bir duyguydu. :D Hatta içeri bile onlarla girdim. :) Pek yabancılara da benzemiyorum ama polisler de turist sanmış olacak ki, sırt çantamı aramadılar bile. :) "Adamları geçir, bizimkileri arasınız" dedi amcamın bir tanesi. :) Bu zihniyete hiç girmiyorum, yoksa konu sapar. :)

Efendim, gel gelelim kantine. Bildiğiniz soygun yeri. Sakın benim gibi salonda yemeyi planlayıp da gitmeyin. :) Aman canım ne olacak kiiii, diyorsanız tabi siz bilirsiniz. :)

Maçı yazmayacağım ama maç esnasında yaşananlar hakkında da kısa bir iki şey yazmak istiyorum. Öncelikle NTV tarafına değineyim. :) Tam yayın yaptıkları yerin yanında oturmuşum tesadüfen. Maç öncesi ufak tefek bir kızcağız İbrahim Kutluay ve Murat Didin ile programcık düzenledi. TV'de görmüştüm kendisini daha önce yanlış hatırlamıyorsam. Ancak reklam arası verdiklerinde bir esneyişi vardı ki... :D:D 2-3 sn kadar ağzını kapatmakta tereddüt edince, o minnacık kızın ilginç görüntüsü(kocaman açık bir ağız:D) gözümün önünden gitmiyor, Allah muhafaza diyelim. :D:D NTV ile alakalı diğer bir husus ise Fuat Akdağ'ın yaşadığı sert tartışma. Gördüğüm kadarıyla Pascal Nouma'nın arkadaşı ile tartıştı, ardından da üzerine yürüdü ama araya 21 numaramız girince olay tatlıya bağlandı. :)

Maçın diğer güzel kısmı da ponpon kızların yaptığı şovlardı. Bir tanesinde kızlardan birinin potaya girip basket olmasını kesinlikle görmenizi isterdim.

Ve ve ve... :) Sıra onda. :D Maçı futbol milli takım oyuncuları da izlemeye geldi desem, kimin hakkında yazacağımı tahmin edebilir misiniz? :D Evet ondan bahsediyorum: SaRBi Sarıoğlu. :D:D Ponpon kızlarla beraber oynamaya kalkan ve beni gülme krizine sokan yüce insan SaRBi.. :) Hafif kabız olmuş edasıyla diz çöküp, havaya sıçramak suretiyle tuhaf hareketler yaptı kendisi. :D:D Ama seyirciyi de coşturdu yani, onu görüp de tuvalete giden bile olmuştur. :) Neyse konu dışına gidiyorum gene. :D Maç içerisinde yoğun ıslık ve yuhlamalar arasında her nedense aklıma SaRBi geldi ve o tarafa bakıverdim. Yüce insan SaRBi bu gürültüde cep telefonuyla konuşmaya çalışıyordu. :D:D Ama bir de efsane şut denemesi var ki zaten nete düşmüş. :D Bobiler'de de var, bakabilirsiniz. :)

Şimdilik maç yazısı bu kadar, sonra tekrar görüşürüz..

29 Ağustos 2010 Pazar

Yumuşak Güç

Alakasız bir konuyla geri döndüm. Yumuşak Güç nedir diyecekseniz haliyle.. Yumuşak Güç; silah kullanmadan, çekim gücüyle başka ülkeleri cezbetmektir. Bu yolla onları ikna etmek, tesir altına almaktır.

Yumuşak gücünüz varsa, başka ülkeler sizin peşinizden gitmek ister, sizin değerlerinize gıpta eder, sizin düzeyinize çıkmaya çalışır. yani ortada gönüllü bir itaatkarlık ve taklitçilik söz konusu. Bir ülkenin kültürel, sanatsal, sosyal ve siyasal çekiciliği o ülkenin yumuşak gücünü oluşturan bileşenlerdir.

Hep yazdığım konuda bir başka kişinin de yazması beni mutlu etti açıkçası. Joseph Nye de en büyük yumuşak güçlerden birinin de sinema olduğuna değinmiş ve Hollywood'un önemini vurgulamıştır. Vietnam Savaşının sonucunu sorduğunuzda bir kişi bile ABD kazandı diyorsa, bu Hollwood'un gücünü gösterir.

Todd Gitlin de konu hakkında şöyle demiştir:"İnsanlar genelde kendi kültürlerini yeğleseler bile, ikinci tercihleri Amerikan ürünleri oluyor. Amerikan popüler kültürü, milyarlarca kişinin hem sevdiği hem tiksindiği ama severek tiksindiği çağdaş intikam tanrıçasıdır."

Keza dil için de bu böyle.Örneğin ülkemiz üzerindeki yumuşak gücü düşünün bir. İngilizce neredeyse ana dilimiz gibi. Bilmeyeni dövüyorlar derler ya, tam da o türden.

Tehlikenin farkında mısınız? Adamlar kendi değer ve kültürlerini yaşatmak için bizimkileri katlediyorlar! Sizin eğlence biçiminize, giyim tarzınıza, yediğinize-içtiğinize-ettiğinize kadar karışıyorlar. Biz de ağzımızı açıp hayran kalır isek hedeflerine ulaşmış olurlar. Aman dikkat.. (Hoş, dibe vurduk, bundan daha kötüsü olur mu, yorum sizin)

Aralaş

Merhaba arkadaşlar,

Bir önceki kayıtta belirttiğim yazılara başlayabildim sonunda. :) Dozu giderek artacaktır, bunlar girizgah mahiyetindedir. :) İlk karalamaların bağlantılarını vermiş olayım:
http://www.harddisk.com.tr/index.php/hard-disk-nasil-calisir/
http://www.harddisk.com.tr/index.php/low-level-format-nedir/

Bunun dışında yarın herkesi Vatan'a bekliyorum. :) Tören geçişinde el sallayacağım. :P :)

Birazdan görüşürüz tekrar..

Düzenleme: Başlık Sırpça veya Rusça değil arkadaşlar, Kırgız Türkçe'si..

12 Ağustos 2010 Perşembe

Yakında :)

İyi akşamlar herkese,

Güzel bir haber vereyim dedim. Her ne kadar askerlik görevimi icra ediyor olsam da, arada kendi alanımla da ilgilenmeye çalışıyorum. Bu kapsamda sevgili Göksel Abimin sitesinde yazılar yazmaya başlayacağım. www.harddisk.com.tr sitenin adı oluyor. :) Tamamen harddisk üzerine bir site. Ülkemizde alanında tek diyebilirim. Yakında görüşürüz... ;)

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Psikolojik Harekatlar

Artan şerefsizce saldırılardan ötürü bu kaydı girmeyi vatandaşlık görevi addettim. Günümüzde ulusumuza yapılan zihinsel operasyonu çok güzel anlatıyor. Sun-Tzu'nun Savaş Sanatı isimli eserinden alıntıdır. Bunları okuyunca belki benzer şeyleri görebilirsiniz..

  1. Hasım ülkelerin hakanlarının başarılarını küçük göstererek şöhretlerine gölge düşürünüz ve zamanı geldiğinde de kendi halkının onları hor görmelerini sağlayınız. -Atamıza yapılan adi saldırıları şimdi bir kez daha düşünün. Tarihten anlamayan angutların sözde tarih nutuklarıyla anlattıklarını bir daha zihninizde canlandırın lütfen-
  2. Hasım ülkelerde iyi olan şeyleri gözden düşürünüz.-Ulusalcılık, Milliyetçilik, birlik, kardeşlik, Atatürkçülük, aile bağları, ahlak vs-
  3. Hasmınızın geleneklerini gülünç hale getiriniz. -İlk aklıma gelen, bayram günlerini düşünün. Önemli olan o şekerler değil, birlik ve beraberlik idi. Ama onlar gereksiz, monoton şeyler gibi gösteriliyor artık.-
  4. Hasmınızın kendi aralarında olan uyuşmazlık ve kavgalarını yayınız.-Kürt/Türk, Alevi/Sünni, Sağcı/solcu vs.-
  5. Adi ve aşağılık kişilerin işbirliğinden yararlanınız.-Buraya yüzlerce isim yazabilirim ama sizin takdirinize bırakıyorum-

Yazımı Kyle Broflovski'nin meşhur deyimiyle bitirmek istiyorum: You bastards!

29 Temmuz 2010 Perşembe

Usta'ya Saygı: Fazıl Say

Merhaba arkadaşlar,

Normalde maça az bir süre kaldığında yazmazdım ama bu konuda yazmazsam çatlardım. :) Başlıktan da anlayacağınız üzere konumuz ülkemizin son dönemlerde çıkarttığı en büyük sanatçılardan biri olan Fazıl Say.. Geçen gün arabesk müziği yeren ifadeler kullanmış ki sonuna kadar katılıyorum.

Arabesk müziğin yavşaklığından bahsetmişti kendisi. Eksik bile söyledi. Arabesk müzik dediğiniz nedir Allah aşkına? Yılmışlığın, bitmişliğin, uyuşukluğun sözlere ve enstrümanlara dökülmüş halidir. Kaderci bir anlayış; eziklik, pasiflik, teslimiyet gibi ögeleri de içinde barındırıyor. Acaba insanlar eksikliklerini bu müzikle mi kapatıyor dersiniz?

Piyano, keman vb. çalgıları kullanan ve bundan hoşlananları batı özentisi olarak gören çakma halkçılar türedi maalesef. Aslında onlara kızmamak lazım. Eğitim sistemimiz müziğe biraz özen gösterseydi belki de bunlar olmazdı. Doğu için ise çokça dile getirdiğim Köy Enstitülerinin eksikliği hissediliyor her konuda olduğu gibi. Müzik salt bir eğlence değildir, eğitimi de gerekmektedir ama kime anlatıyorsunuz ki bunu. Arap Kültürünü kendine kültür edinmiş yöneticilerimiz var, onlara Türk Müziğini gösterdiğinizde bile, bunlar Avrupa'nın Müziği, diyecek kadar kültürümüzden bihaberler... Madem bu kadar Avrupa karşıtısınız(ki keşke olabilseniz); sokak, dükkan isimleri tamamen yabancı kelimelerden oluşuyor niye sesiniz çıkmıyor? Bordeaux şarapını zıkkımlanırken, Amerikan sigarasını içerken niye ötmüyorsunuz? Madem Fazıl Say yalan söylüyor, son yıllarda çakma mega hiper yıldızlarla neden avunuyorsunuz? Bugün hala eski Türk ozanlarının boşluğu doldurulabildi mi?

Ayrıca kardeşler arasında yaratılan suni Doğu Sorunu gibi kavramlar hakkında alakasız şarkıcı bozuntuları konuşunca her şey güzel oluyor da, gerçek bir Türk sanatçısı son derece doğru bir tespit yaparak fikirlerini beyan edince mi kötü oluyor?? Riyakarlık diz boyu..

Yazıyı burada noktalasam iyi olacak çünkü maç başlamak üzere. :) Kısa yoldan para kazanmaya çalışan, tuhaf sesler çıkarıp da sanatçı olduğunu iddia edenlere karşı büyük Türk Sanatçısını ezdirmemenizi dilerim.

Sonra görüşürüz...

15 Temmuz 2010 Perşembe

Pour Toi

Günün son kaydını yazıp, makinemin başından ayrılacağım. Dün geceki nöbetimin üstüne yoğun geçen bir mesai biraz yordu diyebilirim. Neyse efendim, konuyu uzatmadan güzel bir resimle konuya girelim.



Üstte gördüğünüz tablo, şimdilerde yaşanması çok da kolay olmayan bir an'dır. Pixar yapımı Up filminde de benzer sahneler vardı, izleyenler bilir. Yukarıda insani duyguların yaptığı zirveyi görmektesiniz. İki farklı bedenin nasıl tek vücut olduğunun canlı kanıtıdır. Dürüst olmak gerekirse zamanımızda böyle sahnelerin görülebileceğine olan inancım artık iyice tükendi. Nedeni de aşağıda..



İnsanların kendileriyle değil de, ardına saklandıkları maskeleriyle, rolleriyle muhatap olmak.. İnsanlar adi, pislik, iki yüzlü, sahtekar, ahlaksız ve yalancı.. Klavyem seriye geçti, daha da götürecektim ama sildim, bu kadarı yeter. Günümüzde sahte masallar ve kahraman tipler yaratılır. Bir prens ve prenses vardır her zaman o suni, yapay masalda. ama bize hep masal kısmı bir haltmış gibi anlatılır. Peki ya sonrası?


İşte sonrasını kimse bilmiyor, kimseye anlatılmıyor..


Daha da uzatacaktım yazımı ama maç izlemeye gideceğim. Siz siz olun, bahanelerin arkasına saklanıp da mutluluğu kaçırmayın..

Görüşmek üzere..