5 Mart 2011 Cumartesi

Bloguma Dokunma

http://www.blogumadokunma.com/ adlı sitenin kampanyası tüm hızıyla sürüyor.


"Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 14.01.2011 tarih ve 2011/156 D iş sayılı kararı ile Blogspot erişime kapatılmıştır.
Söz konusu suçlamaya karışmış kullanıcıların engellenmesi yerine, tüm kullanıcılar suçlama kapsamına alınarak erişimler engellenmiştir.
Bu imza kampanyası bu haksız engelin kaldırılması için düzenlenmiş olup, toplanılan imzalar 14.03.2011 tarihinde ilgili kurumlara iletilecektir.
Saygılarımızla."

Bloglara erişmek için DNS'lere müdahele de sürüyor. Bugün itibarıyla OpenDNS üzerinden de bloglara erişilemiyor. DNS'den çok ne var; bu engel, bunu yapanların zihniyetlerinde maalesef... Mesele blogumun okunması vs değil. Mesele insanların özgürlüklerine bu denli müdahele edilmesi  ve aynı insanların hala bundan rahatsızlık duymaması. Vallahi yazık..

28 Şubat 2011 Pazartesi

"Amcabey"e Saygılarla..

Dün ünlü çizerimiz Cemal Nadir Güler'in vefatının 64üncü yılıydı. Açıkçası bugün sanıyordum ama az önce gördüm ki yanılmışım. Turhan Selçuk'un hocası desem herhalde yerini sizler de takdir edersiniz. Amcabey karakterini hala görmediyseniz çok şey kaçırmışsınız diyebilirim. Amcabey kendisiyle özdeşleşen bir karakterdir. Onun haricinde de birçok eseri var. Ama Cemal Nadir dendiğinde akla gelen şey Amcabey'dir kesinlikle. Ayrıca son bir not, kendisinin cenaze töreni, Ulu Önderimizin cenaze töreninden sonraki en kalabalık törendir.

Blogspot Yine Engellendi!

Vatana ve millete tekrar hayırlı olsun diyelim. Site engelle, siteye dava aç, erişimi yasakla, kullanıcıların netteki hareketlerini izle... Süperiz, harikayız, muhteşemiz biz. Bizden daha iyisi yok bu sanal dünyada. Yazıklar olsun bunun sorumlularına. Güvenlik önlemi alın, korsan yayınlara ağır yaptırımlar uygulayın... Erişimi engellemek de ne demek yaa? Alın engelleyin; sizin gibilere inat yine blogumdayım, yine yazıyorum ve yine yazacağım... Zihniyet değişmedikten sonra kapatıldı-açıldı ne fark eder...

27 Şubat 2011 Pazar

GSM - Bölüm II

Tekrar merhaba,

Başlığa bakıp da bir yazı dizisi hazırlayacağımı düşünmeyin sakın, sadece temel şeylerden bahsedip, bir noktada keseceğim. :) Öbür türlü şekli var, uzun uzun detayları var. Zaten kimse okumaz. :)

Geçen yazımızda GSM'e giriş yapmış, BTS-BSC-TRX-TS kavramlarından bahsetmiştik. Kaldığımız yerden devam edelim.

HLR: Kalıcı Kütük
VLR: Geçici Kütük
Bir örnekle açıklayalım: Diyelim ki siz Beşiktaş HLR'ına kayıtlısınız. Orda oturuyorsunuzdur ve orası sizin kalıcı/daimi kütüğünüzdür. Sizin bilgileriniz orada kalıcı olarak tutulur. Ama siz İzmir'e gittiniz mesela. O zaman İzmir VLR'ına geçiş yapar bu bilgileriniz. Beşiktaş'ta bilgileriniz durur tabi ki. Fakat İzmir'in VLR'ına kayıt edilirsiniz, geçici olarak.

VAS: Value Added Services
Ağa(network'e) add-on eklemek gibi birşey bu da. Örnek olarak video streaming, SMS, WAP vs gösterilebilir.

Route: Path, Circuit. Yol, Bağlantı anlamındadır. MSC'den BSC'ye olan bir Route; BSC'den BTS'lerine olan Routes mesela... Route içinde "voice traffic" ve "SS7(sinyal)" taşır.

Route'u anlatmışken PCM'ye değinelim. Hem traffic hem de sinyalleşme taşıyan ağlara verilen isimdir PCM. TDM, E1, T1 isimleriyle de duymanız muhtemeldir. 32 adet TimeSlot'tan oluşur(TS'in ne demek olduğunu tekrar anlatmayacağım, bir önceki yazıya bakabilirsiniz). Bu 32 alandan, sıfır ve otuzbirinci alanlar kullanılmıyorlar. Bu iki alan rezerv edilmiştir. 2 alan da SS7 için rezerve edilmiş olsun mesela.
32-2(baştaki ve sondaki hat)-2(SS/ için ayırdığım hatlar)=28 TS boşta kalır demektir.
Bu işlemin sonucu şu demektir: bu PCM ağının kapasitesi 28'dir; 28 circuit var yani...(28 tane hat boştadır)

Burada yazımı yine sonlandırmak istiyorum. Ancak geçen yazımda bahsettiğim, BTS-BSC arasındaki radyolinkler hususunda ufak bir noktayı atladım. Normalde BTS ve BSC arasında takribi 2MB'lık bir kanal vardır. Bu kanal ile haberleşirler. Kanal ile sağlanamadığında bu radyolar devreye giriyor. Bu noktada da bazı sistemler devreye giriyor ki ismini vermek ne kadar doğru bilemiyorum, o yüzden bu kısmı sansürleyelim.

Sonra görüşürüz..

26 Şubat 2011 Cumartesi

GSM Terimleri

Upuzun bir aranın ardından herkese tekrar merhaba,

Kısmen de olsa sağlığıma kavuşmanın verdiği mutlulukla sesleniyorum sizlere. Ve bu pozitif etki vesilesiyle kısaca bir GSM'e giriş yapalım. Ama ondan önce bir demeçten söz etmeliyim. :D Geçen gün Sinan Erdem'de Ülker'i farklı mağlup eden Olympiacos'un başkanı Panagiotis Angelopoulos şöyle demiş:"When we were trailing by 12 the coach of the opponent decided to use Jasikevicius and that’s when we turned the game in our favor". :) Adam arada eski Pana'lıya lafı kötü çarpmış. :) Neyse konumuza başlayalım artık.

Kaba taslak 2G-2,5G-3G'den bahsedeyim. Detaylandırmaları zamanla yaparım. Tabi bu bilgileri aktarırken hassas davranmak mecburiyetindeyiz ki GSM şirketlerinin kırmızı çizgileri ihlal olmasın...

Efendim, 2G dediğimizde aklımıza şu network elemanları gelmeli:
  1. MSC/VLR
  2. GMSC
  3. HLR
  4. VAS
  5. BSC
  6. BTS(hiyerarşik sıraya göre:CELL-TRX-TS)
  7. Route
  8. SS7
Detaylara vs takılmayın şimdi, neyin ne olduğunu zamanla anlatacağım.
2,5G dendiğinde bu sekiz elemana ilave olarak
  1. GGSN
  2. SGSN
gelmeli. Yani toplamda 10 elemanlı yapı da 2,5G'yi oluşturuyor.

Gelelim popülerliğini hiç kaybetmeyen, ki LTE ile birlikte esamesi okunmayacak, 3G'ye..
3G'de bazı değişiklikler olmuş.
  1. MSC/VLR yerine MSS gelmiş.
  2. GMSC yerine MGW gelmiş.
  3. SS7 yerine SS7/Sigtran(Sigtran dediğim IP-over-SS7'dir) gelmiş.
  4. Route yerine Route/IP gelmiş.
  5. BSC yerine RNC gelmiş.
  6. BTS yerine NODEB gelmiş.
Şimdi bir iki tanesini tanımlayalım. Hepsi bir arada anlatılamaz, zira çok uzun sürer. Örneğin SGSN'i anlatmak istesek PAPU-LAC-RAC-CI komple anlatılmalı. Ne benim ömrüm yeter ne de sizin. :P Güzelce abarrttıktan sonra kolay tanımlanabileceklerle başlayalım. :)

CELL elemanı adından da belli olacağı üzerine "hücre/sektör" demektir. :) Altıgen şekliyle gösterilir. Çekim alanı olarak düşünebilirsiniz. Alt elemanı TRX'tir(ileride bahsemeye çalışacağım). 1 CELL'de 12 TRX'e kadar çıkılabilinir.

BTS ise adından tahmin edemediğiniz üzere "baz istasyonu" demektir. :) En az 1 CELL, en çok da 3 CELL'den oluşur. 3 CELL olması bir BTS'in daha geniş çekim alanına sahip olmasını sağlar. 1 CELL olduğunda bu sektörel bir BTS olmuş olur ve belli bir açıda belli bir bölgeyi çekebilir. Ancak sektörel 1 CELL'li BTS yerine, "OMNİ CELL" kullanırsak, yine 1 CELL kullanmış oluruz ancak bu sefer 360 dereceyi de kapsama alanına almış oluruz.

BSC ise baz istasyonu merkezidir. Birkaç BTS'i kapsar. Gelen talepleri, BTS'lerden, radyolinkler vasıtasıyla alırlar ve sonra değineceğimiz MSC'ye iletirler.

TRX ve TS'e de değineyim en iyisi. TRX hem gönderici hem de alıcıdır. TX göndereni; RX alanı temsil ediyor burada. 1 TRX'te 8 tane TS(TimeSlot) vardır. 8 tane alan düşünün. İlk alan sinyalleşmeyi sağlar(SPCCH alanı; işlev olarak SS7 ile aynıdır). İlk alanı şu an anlayamazsınız. SS7'yi anlatmam lazım bu kısmı anlamanız için. Daha sonra anlatacağım onu da, söz. :)
8 tane alan düşünün demiştik; ilk alan sinyalleşme için kullanıldı. Kalan 7 alan TCH için ayrılmıştır. Yani Traffic CHannel... Aynı anda 7 kişi telefonda konuşabilir bu sayede.

Okunurluk düşmesin diye, girizgah mahiyetindeki bu kaydı burada sonlandırıyorum. Daha sonra devam edeceğim. ;)

Sonra görüşürüz..

6 Şubat 2011 Pazar

Reklamlar..

Herkese iyi akşamlar,

Bir süredir bloga uğrayamıyordum. Hep bir engel çıktı maalesef. En kısa zamanda gerek algoritma gerekse de bilgisayar ağları konusunda yazılarımla geri döneceğim. Ancak bu alana kısa bir süre yazamama ihtimalim var. Ufak bir cerrahi operasyon geçireceğim. 1-2 hafta içinde tekrar buralarda olurum diye düşünüyorum ama ameliyatın durumuna göre bu süre çok çok kısa da olabilir.

Görüşmek üzere..

23 Ocak 2011 Pazar

In The Name of Father (1993)

İyi akşamlar herkese,

Geçen hafta izlediğim bu filim hakkında yazmamak, filmin kalitesine saygısızlık olur diye düşünüyorum. 1993 yapımı bu filim, IRA-İngiltere ekseninde yaşananları anlatıyor gibi görünse de içerikte bir hayli mesaj vermekte... 1970'lerde Gerry Conlon Dublin'de ailesi ile yaşayan İrlandalı bir genç. Yaptığı hırsızlıklardan ötürü IRA kendisini tehdit etmektedir. En sonunda babası kendisini teyzesinin yanına Londra'ya gönderir. Tabi oraya gittiğinde de teyzesinden ziyade hippi gruplarla vakit geçirir ve her türlü pisliğe bulaşır. Tam da o sırada, terörle mücadele kapsamında güvenlik güçlerine sınırsız yetkiler veren yasalar kabul ediliyor. Çünkü üst üste olaylar yaşanıyor ve en son Guilford Pub adında bir kulüp havaya uçurulur. Bu barın en büyük özelliği askerlerin orayı kullanmasıdır. Hippilerden biri Gerry'nin İrlandalılığından ve IRA ile ilgili konuşmalarından polise bahsediyor. Akabinde Gerry ve arkadaşları ile başlayan tutuklama dalgası, Gerry'nin Dublin'deki ailesi ile devam ediyor. İşkence/baskı altında önceden hazırlanmış ifadeler imzalatılıyor ve tümü ağır suçlardan hapse mahkum ediliyor. Daha çok detayı var ama sonunda suçsuzlukları tespit ediliyor ve serbest kalıyorlar. Ancak tam 15 yıl sonra... Hem de hapishanede yaşanan ölümlerle...

Filmin içeriği oldukça iyiydi. İçerik bir kenara, yetkiyi fazlasıyla verdiğinizde insanların neler yaptığını çok net bir biçimde anlatmış. Kurumların karizmalarını kurtarmak veyahut kamu vicdanını tatmin etmek için insanların nasıl da kurban edilebileceğini gördük. Filim ayrıca gerçek hikaye üzerine kurgulanmış. Tarihin tozlu sayfaları arasına girip "Guildford Four and Maguire Seven"ı araştırırsanız, ilgili hikayeyi okuyabilirsiniz..
Kalitesiyle tezat oluşturacak şekilde hiçbir ödüle layık görülmemesi de ayrı bir komedi.. Az kalsın unutuyordum. Gerry'nin babası hapishanede öldüğünde, tüm mahkumların gazete parçalarını tutuşturup, pencereden bırakmaları sonrası oluşan görüntü gerçekten harikaydı. Hapishanenin gözyaşları olarak düşünüldüğü kanısaydım çünkü akla ilk gelen imgeleme bu. Kısacası herşey var bu filimde. Bu zamana kadar izlemediğime pişman oldum; şiddetle tavsiye ediyorum.

Not: Daha önceki filim yazılarıma binaen gelen postalarda, neden filİm yazdığımı sormuşlar. Arkadaşlar TDK'ya bakabilirsiniz... "Film" diye de kullanılıyor ancak filİm kelimesi için fazladan Oktay Sinanoğlu'ndan da referans aldım. Destek sağlam yerden yani. :) İki türlü de kullanılabiliniyor.

19 Ocak 2011 Çarşamba

Golden Globe Goes to...

Selam herkese,

Az önce haberim oldu. Golden Globe:Best Performance by an Actor In A Television Series - Comedy Or Musical ödülünü bu sene Dr. Sheldon Cooper, ya da bilinmedik adıyla Jim Parsons, kazanmış. Adayları öğrenince başarısını daha da iyi anlayacaksınız:
30 Rock'tan Alec Baldwin, The Office (US)'ten Steve Carell,Hung'dan Thomas Jane ve Glee'den Matthew Morrison ile bu yarışa girmiş. Kazanamadıklarında yüzlerindeki o ifade de çok komikti. Ancak Sheldon'ın heyecanlı konuşmasına burun kıvırma tripleri ise iğrençti. Kedi-ciğer muhabbeti işte. :)

Dizinin bir bölümünde ödül alırken yaşadıklarını, alkolle bunu atlatmaya çalışmasını ve daha da komik hallere düştüğünü hatırlarsınız. Meğer adamda cidden böyle bir fobi varmış. :)

Ünlü fizikçi(!)ye bu başarısından ötürü tebrikler. Big Bang krizim tuttu, bana müsaade. :)

16 Ocak 2011 Pazar

Modigliani(2004)

2004 yapımı bu filim için aslında yazacak çok fazla şey yok. Mick Davis acaba gerçeklere ne kadar bağlı kalmış, onu bu ustaların hayatlarını araştıranlara sormak lazım ancak Amedeo Modigliani çerçevesinden olaylara bakılmış. Ve Picasso ile de bayağı oynanmış gibi... En azından benim hayal ettiğim Picasso karakteri bu olmamalı. :) Ancak en süper sahnelerden birisi(sanatseverler için bu sahne önemsiz olabilir ama benim algılarım çok farklı:D) de Picasso'nun yemek karşılığında garsona peçeteye çizdiği resmi vermesidir. Ardından garson geri gelip, altına imza atmasını söyler. Picasso da efsane sözünü sarf eder:"Sadece yemeği alıyorum, lokantayı değil". :) Zaten Picasso'nun cimriliğini duymuştum. :) Modigliani'yi merak eden varsa, tam da onlara hitap ediyor.

Toparlamak gerekirse, tavsiye edeceğim bir filim değil ancak bir biyografi tadında olduğundan meraklıları için izlemeye değer diye düşünüyorum. Gerisi farklı filimlere baksın. :)

Sonra görüşürüz..