maksat etiket olsun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
maksat etiket olsun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Siteyle İlgili

Merhaba arkadaşlar,

Siteyle ilgili kısa bir yazı yazmak istiyorum. İsmi lazım değil bir sitede ygs ve internette sansür hakkında yazılan yazılara ağır ithamlarda bulunulmuş. Birkaç site de referans alınmış. Bu olaylar hakkında tepki gösterenlere oy avcısı, cahil, iktidar karşıtı vs gibi ithamlarda bulunmuş.

YGS hakkında Ali Demir bile itiraf gibi açıklamalarda bulundu, asıl bu arkadaşlar neyin peşinde? Biz hakim görüş gibi asalım keselim demedik, layıkıyla istifa etsin dedik. Bu sınav sonucundan sonra 2 kız çocuğu intihar etti, bilmem takip etti mi bu lafları eden arkadaşlar... Taksitlerle, binbir zorluklarla çocuklarını dershanelere gönderen ailelerin emekleri ne oldu peki? Öyle her tepkiyi oy davasına çevirmek, aslında bu arkadaşların gerçek amacını ortaya koyar. Ve tabi ki de olaylara ideolojik yaklaştığını...

Gelelim sansüre. Sansür sağlam başladı. Sonra açıklamalarla yalanlandı vs vs. Son haliyle DNS bile çare olamayacak yasaklara. İnsanları bilgisizlikle suçlamadan, bence TİB'in açıkladığı paketi(en azından şimdiki hali böyle) iyice incelesinler. Siz ücretsiz bir şekilde, istediğiniz filtreyi koyabilirken, bunu şimdi devlet zoruyla yapacaksınız. Bu özgürlük ve demokrasi ile bağdaşıyorsa, bu ithamlarda bulunan arkadaşlara lafım yok.


İnsanların yazdıklarının birbirleriyle çelişmesi ne kötü.. Bunu kabul etmeyerek, yanlış da olsa sürdürmeleri de ne acı...

6 Şubat 2011 Pazar

Reklamlar..

Herkese iyi akşamlar,

Bir süredir bloga uğrayamıyordum. Hep bir engel çıktı maalesef. En kısa zamanda gerek algoritma gerekse de bilgisayar ağları konusunda yazılarımla geri döneceğim. Ancak bu alana kısa bir süre yazamama ihtimalim var. Ufak bir cerrahi operasyon geçireceğim. 1-2 hafta içinde tekrar buralarda olurum diye düşünüyorum ama ameliyatın durumuna göre bu süre çok çok kısa da olabilir.

Görüşmek üzere..

28 Kasım 2010 Pazar

Bir Haftasonunun Anatomisi

Geçenlerde portatif tahkim edevat vasfıyla bir mağazaya gittim. :P :) Bildiğiniz giyim mağazası ama içeride bir müzik vardı ki insan beynine ancak bu denli saldırı olabilirdi. Bizim Ümit Besen'in İngiliz versiyonu resmen. Ama sanırım ne dediğini anlamadıklarından veya söyleyen yabancı olduğundan -bizim milletimizin genelinde olan yabancıyı ilahlaştırma hastalığı malumunuz- kendilerinden geçmişçesine dinliyorlardı. Dinleyen tipleri de hafızanızda canlandırmanız için şöyle anlatayım: güzel/yakışıklı olmakla kokona olmak arasındaki farkı idrak edemeyen tikicanlar. :) Mağaza sahibi de yaşlıdan bir hanım teyzeydi. İçerisi boş diye asmış duratını etrafa bakınıyordu. Sebebi aramasına gerek yok aslında. Oradan bir Iron Maiden koysaydı böyle mi olurdu mağazası. :D
Please don't worry now that I have gone
I have gone beyond to see the truth
When you know that your time is close at hand
Maybe then you'll begin to understand
Life down there is just a strange illusion

Ben moda girmeye başladım yine, sonra tekrar görüşürüz. :)

28 Ekim 2010 Perşembe

Yetmez Ama Yetti Be!

Merhaba arkadaşlar,

Öncelikle başlığım tüm referandum kuşlarına gelsin. Her neyse asıl bahsetmek istediğim konuya döneyim. Yurdum insanı malumunuz çok merhametli, misafirperver ve de yardımseverdir. Ancak bu özellikleri diğer bazı yönleri gibi sömürülüyor ve kullanılıyor. Her gün her dakika, Filistin'e yardım; Pakistan'a yardım; Endonezya'ya yardım; adını sanını duymadığım ülkeye yardım... Yeter artık yaa. Bu ülke insanı açlıktan kırılırken, çöpçüler çöp tenekelerinden çıkan muzları yerken, aileler parkta kalırken, küçük çocuklar parasızlıktan okuyamazken nerede bu insanlar? Maşallah her Allah'ın günü yardım süsü altında, arkada bir fon müzikle kampanya reklamları var. Dönün de bir ülkenizin haline bakın. O ülkelerdeki insanlar Müslüman da, Türkiye'dekiler kafir mi?

Geçenlerde bir yazar çok güzel bir kelam etmiş:"Yeni Camii'de dilenir, Sultanahmet'te sadaka verir". Şu an bizi bundan güzel özetleyen cümle yok. Ülkenin üçte biri yoksulluk ve açlık sınırının altındayken, ne bu çığırtkanlık? Bir de dini motiflerle yapmıyorlar mı bunu, kafayı yiyorum. Dini bilseler içim yanmayacak. Düşünün bir kere, zekat verirken önce akrabaya veriliyor. Bunu hiç düşünmüyor musunuz?

Bizim insanımız aç, emekliler sürünüyor, yönetenlerde ve kurumlarda ses yok. Ama X ülkesi söz konusu olunca işadamlarından tutun da sokaktaki esnafa kadar herkes seferber. Aç bir adam dükkanından bir ekmek istese vermeyecek olan esnaf hem de bu(çok gördüm, öyle şey olmaz deemeyin boşa).. İETT, yani İBB, bile halka sormadan halkın parasını hibe ediyor!! Otobüslerde reklamlar boy boy.. Geçen gün haberlerde gösterdi, 1999 depreminde, evet yanlış okumadınız 1999 depreminde, mağdur olan depremzedeler hala prefabrik evlerde sefalet içinde yaşıyorlar. Başbakana derdini anlatmak isteyen kadıncağız da polis tarafından coplanıyor. Yerim ben Pakistan Yardımınızı! Salt gösteri için, oy için bu bayağı ve küçük hareketlerden nefret ediyorum. O zavallı kadıncağızın suçu bu ülkede yaşamak mı?

Akrabalarımdan duydum, bir de okullara zarflar gönderilmiş.. Çocuklardan da para topluyorlarmış. Önce çocuklardan güzellikle(!) alınan kayıt paralarını engelleyin. Doğu'daki okullarda soba ve yakacak ihtiyacı olduğunu okuyoruz. Birileri tüm okullara bilgisayar koyduk diye oy peşinde koşuyor, gelin görün ki okullarda henüz temel ihtiyaçlar sağlanamadı, sobalar maalesef yanmıyor.

Yazımıgüzel bir deyimle bitireyim:"Kendisi himmete muhtaç bir dede, nerde kaldı gayriye himmet ede"

Sonra görüşürüz..

27 Şubat 2010 Cumartesi

Nerede Bu Millet?

Spam gibi bir kayıt olacak baştan söyleyeyim. Vaktiniz kısıtlıysa sallayın bunu.

Efendim, yaş kemale erdi mi ne; etrafımda gördüklerim, biraz argo olacak ama en iyi bu anlatıyor, çok fazla "batmaya" başladı.

Geleceğe dair endişelerim gün be gün artıyor. Çok da fazla değil, benden 5-6 yaş ufak veletleri görüyorum her gün işe giderken.. Bu nasıl bir yozlaşmadır, ne tür bir sapkınlıktır anlayamadım gitti.

Hani nette bazen dalga geçmek için Elektrik Mühendisleri Odası'nın kısaltmasını kendine alan dingilleri görmüştüm ama ciddi ciddi ülkemizde de bunların olduklarını yeni yeni fark ediyorum. Galiba farkındalıklarım fazla gelişmiş değil. Abi o nasıl resim çekilmek, nereden aklınıza geliyor öyle poz vermek... Bir de böyle ehlileşmemiş Mustang'ler gibi bakışları var ki, düşman başına.

Yine döneceğim bu tiplere, biraz genele bakalım. Ülkemiz son 3 yıldır feci şekilde çalkalanmakta. Suçu açıklanmadan tutuklamalar, ekonomik krizler, basılan 200'lük kağıt paralar, kanıtlanamayan fabrikasyon haberler, düzmece belgeler, iftiralar, çamurlar vs vs. Peki, bunlar acaba kaç tane genç diye tabir edilen robotun umrunda? Veya bunlara dair, hadi bunları da geçtim, hayata dair ne fikirleri var? Farkındaysanız toplumsal refleks bile gösteremiyoruz çoğu konuda. Kıbrıslı gençlere benzemeye başladık. Tek dertleri bir tarafları oldu çoğunun, ama terbiye sınırlarını aşmayacağımdan, bu konuyu üstten geçiyorum.

Ufakken çevremdekileri hatırlıyorum. Erkek dendiği zaman: evine bakan, fedakarlık yapan, sağlam karakterli, askerlik anıları olan adamlar anımsıyorum. Keza, kadın dediğinde de: naif, nazik ama mesafeli durmasını çok iyi bilen, en az erkek kadar fedakar olan bayanlar hatırlıyorum. Küçükken ağır hastalık geçirmiştim ama çok şükür bunları gördüğümü net hatırlıyorum. Gel gelelim şimdikilere...
Erkek tanımı: Ultra yavşak, pantolonunun arkasından mutlak suretle donu gözüken, mutlaka ilginç hitap şekilleri kullanan ve kesinkes küfür eden bir tip.
Kadın tanımı: Fahişe ruhlu, bir tarafını açmanın zihinsel gelişiminden daha önemli olduğuna daha çok erken dönemlerde karar veren, hiç birşeyden anlamayan tip.

Tanımlar sert kaçtıysa, yazıyı okumayı bırakın lütfen.

Daha da ileri götürmeyeyim çünkü üslup olarak pek de yumuşak bir tarzım yok benim. En iyisi olayın yönünü değiştirmek: biz bu hallere nasıl düştük?

  • Medya ve yalan reyting sonuçlarıyla kasıtlı gerizekalılaştırılma politikası
  • Eğitimsizleştiren eğitim politikaları
  • Karakter zaafiyetlerinden vuku bulan duygular
Bir çırpıda bunları sayabildim. Sizler de ekleyebilirsiniz bunlara.

Toparlamak gerekirse: durum vahim. Türkiye Cumhuriyeti yavaş yavaş silinir bu gidişatla. Bir an önce bu gidişe dur demek lazım. Yapamıyorsanız, verin abi hepsini elime. 1 sene verin tüm imkanlarınızı seferber ederek. Hepsini adam etmezsem, insan evladı değilim. :D

Ben bilgilendirme bazlı yazılarıma devam edeyim. Böyle şeyler yazarsam beni susturamaz kimse.

Görüşürüz birazdan.

31 Ekim 2009 Cumartesi

Dersaadet :)

Yine, yeniden ben. :) Bir sitenin hikayeler bölümü ilgimi çekti, orayı okuyorum bir saati aşkın süredir. :) İlginç bir yazı daha okudum. Yazıdan daha da ilginci, yapılan yorumlardı. :)

İnsanların hayalleri, beklentileri üzerine bir yazıydı. Kısacası tüketen bir topluma dönüştüğümüzün canlı örneklemesini yapıyorlardı. Hep daha iyisi, daha fazlası... İyilik kriterleri doğru olsa canım yanmayacak ama bu başlı başına felsefeye giriş demektir, hiç açmıyorum. :)

Bugün arkadaşımın tavsiye ettiği "flütlü" videoyu izledim. :) Akabinde bir iki video daha izledim ki, tam o sırada çok hoş bir videoya rastladım. Bir amcamız olayı özetliyordu:"Bugün tv'lerde size oturduğu yerden para kazananları, rahat yaşayıp keyif çatanları gösteriyorlar." Alengirli hayatlara özenen insancıklara gelsin amcamızın sözlerinin devamı. :) Amcamız devam ediyor: "Ancak bunların ülkedeki sayısı en fazla 50. Ancak birkaç sene sonra bir kısmı yok, veya hapiste. Yerine yeni 50 kişi daha bulunuyor..." vs diye gidiyor. Yani beklenti ve standartlarınızı belirlerken, gerçek hayatı göz önüne almanız öğütleniyor. Mücadele vurgulu bir konuşmaydı amcanınkisi ama ben de yazıma uyarladım. :) Mesajı daha da net vereyim: Aptal, silkin ve kendine gel. :)

Buraya kadarkiler sahip olduklarımız/olamadıklarımız eksenindeydi. Şimdi de aslında sahip olup da, farkında olmadığımız veya yetinemediğimiz kısma gelelim. Eskilerden bir zat der ki: "Sahip olduğumuz herşey, yaşamımızın maddi arka planında eriyip gidecektir". Yani zamanla kıymeti kalmayacaktır diyor. Sıradan gelecektir. Nasılsa çantadadır artık. Evliliklerde sık görülen bir olay: evlenince değişti mevzusu. :) İki ihtimali var: Ya tanıyamadan evlenmişsinizdir; ya da sizi çantaya atmıştır, artık sıradan bir hal almışsınızdır. :)
Kaynağını hatırlayamadığım bir hikaye var: bir araba alırsınız. Çok değer vererek. Ama üzerinden zaman geçer. Artık eski önemi kalmaz gözünüzde. O da eriyip gitmiştir. Kıymetini ne zamana kadar anlamazsınız peki? Ta ki bir gece vakti hırsızın biri camı kırıp, radyoyu çalıncaya; bize mesajı verinceye ve biz de tuz buz olmuş cam parçalarının ortasında durup, aslında ne değerli bir şeye sahip olduğumuzu anlayıncaya kadar... :) Maalesef, 21 yy. gerçeği. :)

Bu akşam okuyup okuyup yorumları yolluyorum buraya. :D Neyse artık, hikayelere ara verelim, biraz da kitabıma bakınayım. İyi geceler herkese. ;)

3 Haziran 2009 Çarşamba

int sinav=5;sinav - -;

Merhaba herkese. Upuzuun bir aradan sonra bir şeyler yazayım dedim. Gerek iş yerindeki yoğunluk, gerek finallerin başlaması, gerekse de beni okuldan soğutan olaylar yüzünden hiç girme fırsatım olmadı.

Eğer her türlü olumsuzluğa rağmen bu dönem mezun olabilirsem, askere gitmeyi düşünüyorum. O yüzden mezun olduğum vakit, aniden kaybolabilirim, hiç belli olmaz. :) Geride kalan arkadaşlarıma demem odur ki, sakın boşlamayın okulunuzu. :) Maalesef birçok arkadaşım ya okulu uzattı, ya da bilgi yönünden eksik kaldı. Son sınıfa gelince çoğunuzu bir telaş sarar artık. :) Okul yoktur, artık anne babanızın küçük-tatlı çocuğu olmadığınızı anlarsınız yavaş yavaş. :) Sorumluluk sizdedir, eğer okul döneminde laylayloy dolandıysanız, kötü son kaçınılmaz. Haa şu var. İnekler gibi 7/24 ders yapmayın sakın. :) Zaten yaparsanız, tabirim için affedin ama, aptalsınızdır. :) Keyfinize bakın ama yapmanız gerekenlerin de bilincinde olun. Gerisini de sallayın gitsin. :)

Şu anda 6, bilemedin 7 gerçek arkadaşım ile gelecekte neler yapacağımı düşünüyorum. Çünkü geri kalan %99.9'luk kısmı sizin arkadaşınız falan değil. :) Timsah gözyaşlarına hazırlıklı olun. :) Bir süre sonra kimse kimseyi hatırlamayacak bile ama işte bunlar da işin klişesi. Bugünden itibaren gerçek arkadaşlarıma doğru yönelmeyi düşünüyorum. Vakit kaybetmek gereksiz olur zannımca.

Her neyse, gerçek hayattan biraz sıyrılma zamanı geldi. :) Sert müzik sevenler için müthiş bir parça önermek isterim: Eluveitie - Your Gaulish War. Yeni bir şarkı değil ama ben yeni dinledim. :)

Ben Avrupa Yakası'nı unuttuum. :S

Ben gitmek durumundayım, hepinize iyi akşamlar. :)

11 Ocak 2009 Pazar

Yakında.. :)

Çoğu şey bitti nihayet. 2 final kaldı, bir de tabi bunların olası bütünlemeleri. Bu hafta yine çok yoğun geçecek. Cumartesiden itibaren gerek buraya, gerek düşündüğüm kendi siteme, gerekse de yazgeliştir ile yazılımgünlüğü'ne daha özen göstereceğim. Tabi çevreme de. :)
Şu anda da maalesef son projemi yapmaya çalışıyorum. Prim Algoritması ile minimum spanning tree, connectivity cost vs. hesaplamalrı yaptırmam lazım. Zamanlama açısından bunun verilişi de saçma ya neyse.
Kısa bir süre sonra görüşmek üzere..