İnsan bir haber verir değil mi ama.. İşten atılacaksın, bir mesaj bile atmayacaksın. Efendim, Tony Hayward'ın BP'deki görevine son verilmiş. Ve bu olay aylar öncesinde olmuş. Ben bunu South Park sayesinde öğrenebildim. -14ncü sezonda 10 veya 11nci bölüm olması lazım-
Meksida'ki sızıntı olayı aslında, bildiğim kadarıyla, BP'nin ilk vukuatı değil. Tony Hayward da günah keçisi olmuş sanki.Burada eleştirilmesi gereken bir şahıs değil, şirket politikası olmalıydı zannımca. Şimdi bazı arkadaşlar, "şirketi de o yönetiyor ya zaten, salak mısın nesin" diyebilirler ama böyle kişiler şirketin genel politikasına sadece yön verebilirler. Kaldı ki Hayward onca hamleyi danışmadan yapabilir mi, orası muamma. Para basan bir petrol firmam olacak ve onu bir tek adamın ellerine bırakacağım... Nefes aldırmam adama. :)
Ne oldu şimdi peki? BP aklandı, günah keçisi bulundu ve kellesi vuruldu. Şimdiye kadar yazdıklarımdan Hayward taraftarı olduğum anlamı çıkmasın, zaten banane elin İngilizinden. Kendisini en çok "I am sorry" kampanyalarından hatırlayacağım. :) Hemen örneğini verelim: http://www.youtube.com/watch?v=KKcrDaiGE2s&feature=player_embedded :)
Yöneticilik de hüner ister Tony'can, sıkma kendini, yat yarışına devam. :)
Ben Cem Adrian konserine bilet almaya çalışadurayım, siz kendinizi pazartesiye hazırlayın. Sonra görüşürüz.
26 Aralık 2010 Pazar
18 Aralık 2010 Cumartesi
Das Boot(1981)
1981 yılında gösterime giren Das Boot, son zamanlarda izlediğim en iyi filmdi diyebilirim. Yaklaşık 3-3,5 saatlik süresinde hiç sıkıldığım bir an olmadı ve bu özelliğiyle bana Godfather serisini anımsattı.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında 12 denizaltıyla beraber denize açılan U-96 tip bir denizaltının ve mürettebatının öyküsü ele alınmış. Yıllarca savaşın hep karadaki halini izlemiş biri olarak, ilk kez denizdeki mücadeleyi görmek de farklı bir duyguydu. :) Hidrofon Taraması ise en çok ilgimi çeken kısımdı. "Hava kötü olduğunda, suyun altında görebildiğinden daha fazlasını duyabilirsin" şeklinde, hidrofon, en mükemmel şekilde açıklandı filmde. Keza su basıncının etkisiyle civataların birer birer patlama sahnesi de güzeldi gerçekten. Genel manada neler oldu derseniz: Alman denizaltıları, İngiliz gemilerine saldırdılar, Destroyer'lar da onları vurdular. Bu şekilde bir kovalamaca şeklinde geçti. Ardından Alman denizaltına Cebelitarık Boğazını geçme emri gelince, vurulmaları ve suyun altında verdikleri yaşam mücadelesi... Asıl önemli yeri de, uzunca bir süre suyun altında ölümü bekledikten sonra, denizaltının son bir ümitle çalıştırılması ve Cebelitarık'ı geçmeleri; ardından La Rochelle'de, yani kendi evlerinde, İngiliz Hava Taarruz Uçakları tarafından vurulmaları. Filmin sonundaki Kaptan'ın gemisinin batışını izleme sahnesi oldukça iyiydi.
Wolfgang Petersen'a ve Lothar Buchheim'a kocaman bir alkış. İzlemediyseniz, hiç vakit kaybetmeyin derim. Sonra görüşürüz..
İkinci Dünya Savaşı yıllarında 12 denizaltıyla beraber denize açılan U-96 tip bir denizaltının ve mürettebatının öyküsü ele alınmış. Yıllarca savaşın hep karadaki halini izlemiş biri olarak, ilk kez denizdeki mücadeleyi görmek de farklı bir duyguydu. :) Hidrofon Taraması ise en çok ilgimi çeken kısımdı. "Hava kötü olduğunda, suyun altında görebildiğinden daha fazlasını duyabilirsin" şeklinde, hidrofon, en mükemmel şekilde açıklandı filmde. Keza su basıncının etkisiyle civataların birer birer patlama sahnesi de güzeldi gerçekten. Genel manada neler oldu derseniz: Alman denizaltıları, İngiliz gemilerine saldırdılar, Destroyer'lar da onları vurdular. Bu şekilde bir kovalamaca şeklinde geçti. Ardından Alman denizaltına Cebelitarık Boğazını geçme emri gelince, vurulmaları ve suyun altında verdikleri yaşam mücadelesi... Asıl önemli yeri de, uzunca bir süre suyun altında ölümü bekledikten sonra, denizaltının son bir ümitle çalıştırılması ve Cebelitarık'ı geçmeleri; ardından La Rochelle'de, yani kendi evlerinde, İngiliz Hava Taarruz Uçakları tarafından vurulmaları. Filmin sonundaki Kaptan'ın gemisinin batışını izleme sahnesi oldukça iyiydi.
Wolfgang Petersen'a ve Lothar Buchheim'a kocaman bir alkış. İzlemediyseniz, hiç vakit kaybetmeyin derim. Sonra görüşürüz..
Dilini Eşek Arısı Sevsin..
Oğuz Haksever, CHP Kurultayından aktarıyor:"(..)Yeni listeye tepkiler var. Olumlu tepkiler bunlar..."
Tepki kelimesi, "tep"mek kökünden türemiştir ve olumsuz anlamdadır. Tepmenin olumlusu olmuyor yani. Detaylı bilgi için bkz. TDK
Tepki kelimesi, "tep"mek kökünden türemiştir ve olumsuz anlamdadır. Tepmenin olumlusu olmuyor yani. Detaylı bilgi için bkz. TDK
15 Aralık 2010 Çarşamba
12 Aralık 2010 Pazar
Facebook Profilinize Kimler Bakmış? :)
Yeniden merhaba arkadaşlar,
Az önce okuduğum bir haber üzerine kısa bir yazı yazmak istedim. :) Facebook'ta profilinize kimin baktığını gösteren bir uygulama YOK. Bunu sağlayan bir grup da YOK. Bunu sağlayacak API yazılımcılar tarafından yazılabilir belki ama facebook da buna karşı her gün kendini geliştiriyor.
Yani lütfen kendinizi komik duruma düşürmeyin. Maalesef arkadaşlarımın sayfalarında da böyle şeyler görüyorum ki bu beni daha çok üzüyor. Galiba bu durum teşhir edilmekten hoşlanma ile ilgili. :) Kim girecek kardeşim sayfana: ben sen o biz siz onlar.. Girmesini istediğin biri varsa, git iletişim kur. :) Ama lütfen dikkat edin ve facebook fırsatçılarının tuzaklarına düşmeyin. ;)
Görüşmek üzere..
Az önce okuduğum bir haber üzerine kısa bir yazı yazmak istedim. :) Facebook'ta profilinize kimin baktığını gösteren bir uygulama YOK. Bunu sağlayan bir grup da YOK. Bunu sağlayacak API yazılımcılar tarafından yazılabilir belki ama facebook da buna karşı her gün kendini geliştiriyor.
Yani lütfen kendinizi komik duruma düşürmeyin. Maalesef arkadaşlarımın sayfalarında da böyle şeyler görüyorum ki bu beni daha çok üzüyor. Galiba bu durum teşhir edilmekten hoşlanma ile ilgili. :) Kim girecek kardeşim sayfana: ben sen o biz siz onlar.. Girmesini istediğin biri varsa, git iletişim kur. :) Ama lütfen dikkat edin ve facebook fırsatçılarının tuzaklarına düşmeyin. ;)
Görüşmek üzere..
EISCH (Early Insertion Standart Coalesced Hashing)
Merhaba arkadaşlar,
Daha önce başlamış olduğumuz "collusion resolution" yöntemlerinden "bağlantı yöntemi ile çarpışma önleme" tekniğinin bir diğer konusundan devam ediyoruz. Şimdiki konumuz EISCH. Diğer anlattığım konuları okuduysanız şayet, bu isimden yanlışbir anlam çıkarmayın sakın. EISCH, collision olduğunda, kaydı başa ATMAZ!! Daha farklı bir durum söz konusu. Örnek üzerinde anlatayım.
Yine Alan Tharp'ın North Carolina State Üniversitesi için hazırladığı kitabındaki örneği yapalım:
SORU: 27-18-29-28-39-13-16-42-17
hash(key)=key mod11
ÇÖZÜM: Mod 11 dediği için tablomuzu yine 0-10 arasında çiziyoruz.
Ardından ilk elemanımızı yerleştirmeye başlıyoruz.
hash(27)=5 mod11
Artık bu işlemleri biliyorsunuz farz ediyorum çünkü diğer başlıklarımda bayağı anlatmıştım. O yüzden 27'yi direkt 5 numaralı göze yerleştirdim. 5 numaralı göz boş olduğundan sorunsuzca yerleştiririz.
Şimdi ikinci elemanımızı yerleştirelim.
hash(18)=7 mod 11
7 numaralı göz de boş olduğundan, 18'i de oraya sorunsuzca yerleştiririz.
Sıra geldi 29'u yerleştirmeye.
hash(29)=7 mod 11
7 numaralı göz dolu! Orada 18 var. Bu yöntemde tıpkı LISCH yönteminde gösterdiğim gibi kaydı en sondaki müsait alana atıyoruz. Yani 10 numaralı göze... Yine R diye bir değer tutalım isterseniz, diğer tekniklerde yaptığımız gibi... R bize en alttaki müsait değeri versin. 10 numaralı göze 29'u koyuyoruz, artık 9 numaralı göz müsait. O yüzden R=9 oldu. 7 numaralı gözden de, 10 numaralı göze bir link attık. Sebebini bir kez daha açıklamış olayım: 29'u aramak isteyenler, doğal olarak 7 numaralı göze bakacaklar. Ancak orada 29 yok, 18 var. Dolayısıyla 29'un izini kaybetmememiz lazım. O yüzden de 7 numaralı gözden, bir link atmak zorundayız.
Şimdi de 28 var sırada.
hash(28)=6 mod11
6 numaralı göz boş olduğundan, 28'i sorunsuzca yerleştiririz. R=9 hala...
39'a geldi sıra.
hash(39)=6 mod11
6 numaralı göze az önce 28'i yerleştirmiştik; yani orası dolu. O halde R değerinin işaret ettiği göze yerleştireceğiz. R=9 idi. Dolayısıyla 39'u 9 numaralı göze yerleştiriyoruz. R=8 oldu. 6 numaralı gözden, 9 numaralı göze link atarız. Çünkü 39 değerini aradıklarında önce 6 numaralı göze bakarlar... Tablo şu hale gelir:
Şimdi bunun LISCH'ten farkı ne, diye soranlar vardır mutlaka. :) Az sabredin, farkı fark etmeye ramak kaldı. :)
13'ü yerleştiriyoruz şimdi de.
hash(13)=2 mod11
13 numaralı göz boş olduğundan, sorunsuzca yerleştiriyoruz. R=8 hala...
16'yı yerleştirelim hemen.
hash(16)=5 mod11
5 numaralı gözde 27 var. Dolayısıyla R değerinin işaret ettiği göze koyacağız 16'yı. R=8 olduğundan, 16'yı 8 numaralı göze yerleştiririz. 5 numaralı gözden de link atarız.. R=4 oldu artık. 7-6 ve 5 numaralı gözler dolu çünkü. En alttaki boş olan göz 4 olduğundan, R değeri de 4 oldu. :) Doğru dürüst anlatayım diye saçma sapan cümleler kuracağım yakında. :D Neyse. :)
42 değeri var sırada.
hash(42)=9 mod11
9 numaralı gözde39 var. (Eski bilgileri tazelemek isterseniz, şunu da belirtelim. 9 numaralı gözde home address'i[hashten dönen değeri] 6 olan 39 değeri var. Yani 39'un home addressi değil zaten orası. Dolayısıyla burada bir coalescing var)
R=4 idi en son. Dolayısıyla 42'yi 4 numaralı göze yerleştiriyoruz. R=3 oldu... 9 numaralı gözden de, 4 numaralı göze bir link atarız yine..
Veee.. :) Gelelim EISCH'in ne olduğunu anlayacağınız, 17'nin yerleştirilmesine. Aynı home address'ten en az 3 kere gelmesi lazımdı ki konuyu anlatabileyim. :) Benim suçum yok yani. :)
hash(17)=6 mod 11
6 numaralı gözde 28 var. Dolayısyla 17'yi R değerinin gösterdiği 3 numaralı göze yerleştireceğiz. Ancaaak.. Ancak 6 numaralı gözden zaten 9 numaralı göze link atılmış. LISCH olsaydı sorumuz, 6 numaralı göze giderdik. Ordan 9 numaralı göze link atılmış, 9'a giderdik; ordan da 4 numaralı göze link atılmış. 4 numaralı göze giderdik ve ordan da 17'nin bulunduğu 3 numaralı göze link atardık. Fakat EISCH böyle değil.. :)
EISCH yönteminde, yeni eklediğiniz elemanı, home address'inizdeki, yani hashten dönen değerdeki gözde bulunan elemandan sonraki ilk göze atarsınız. Örnekten devam edecek olursak: 17'nin home address'i 6 çıkmıştı. 6 numaralı gözde 28 var. İşte 17'yi hemen 28'ten sonraki eleman yapıyoruz. Bu EISCH yöntemindeki E(Early) harfinin esprisi de burada zaten. :) Yani 28'ten link direkt 17'nin bulunduğu göze atılır. Ordan da linkler eskisi gibi devam eder. Tablonun son hali şöyle olur:
Şimdi elemanlara kaçar adımda ulaştığımıza bakalım ve daha önceki yöntemlerde yaptığımız gibi average probe'u(ortalama olarak hedefe ulaşmadaki adım sayısı) hesaplayalım.
27 değerine 1 adımda ulaşıyoruz.
18 değerine 1 adımda ulaşıyoruz.
29 değerine 2 adımda ulaşıyoruz.
28 değerine 1 adımda ulaşıyoruz.
39 değerine 3 adımda ulaşıyoruz.
13 değerine 1 adımda ulaşıyoruz.
16 değerine 2 adımda ulaşıyoruz.
42 değerine 2 adımda ulaşıyoruz.
17 değerine 2 adımda ulaşıyoruz.
Toplamda 15 adımda 9 değere de ulaşabiliyoruz. 15/9=1.67 çıkıyor. LISCH'te bu değer 1.78 idi. Daha etkili bir yöntem imiş demek ki. :)
Bu yöntemin esprisi coalescing'i daha sonraki sıralara ötelemesidir. Yeni gelen değeri, home address'inden sonraki eleman yaptığınızda, bu yöntemi uygulamış oluyorsunuz.
Sonra görüşürüz..
Daha önce başlamış olduğumuz "collusion resolution" yöntemlerinden "bağlantı yöntemi ile çarpışma önleme" tekniğinin bir diğer konusundan devam ediyoruz. Şimdiki konumuz EISCH. Diğer anlattığım konuları okuduysanız şayet, bu isimden yanlışbir anlam çıkarmayın sakın. EISCH, collision olduğunda, kaydı başa ATMAZ!! Daha farklı bir durum söz konusu. Örnek üzerinde anlatayım.
Yine Alan Tharp'ın North Carolina State Üniversitesi için hazırladığı kitabındaki örneği yapalım:
SORU: 27-18-29-28-39-13-16-42-17
hash(key)=key mod11
ÇÖZÜM: Mod 11 dediği için tablomuzu yine 0-10 arasında çiziyoruz.
| Sıra | Anahtar Değeri | Link |
| 0 | ||
| 1 | ||
| 2 | ||
| 3 | ||
| 4 | ||
| 5 | ||
| 6 | ||
| 7 | ||
| 8 | ||
| 9 | ||
| 10 |
Ardından ilk elemanımızı yerleştirmeye başlıyoruz.
hash(27)=5 mod11
Artık bu işlemleri biliyorsunuz farz ediyorum çünkü diğer başlıklarımda bayağı anlatmıştım. O yüzden 27'yi direkt 5 numaralı göze yerleştirdim. 5 numaralı göz boş olduğundan sorunsuzca yerleştiririz.
| Sıra | Anahtar Değeri | Link |
| 0 | ||
| 1 | ||
| 2 | ||
| 3 | ||
| 4 | ||
| 5 | 27 | |
| 6 | ||
| 7 | ||
| 8 | ||
| 9 | ||
| 10 |
Şimdi ikinci elemanımızı yerleştirelim.
hash(18)=7 mod 11
7 numaralı göz de boş olduğundan, 18'i de oraya sorunsuzca yerleştiririz.
| Sıra | Anahtar Değeri | Link |
| 0 | ||
| 1 | ||
| 2 | ||
| 3 | ||
| 4 | ||
| 5 | 27 | |
| 6 | ||
| 7 | 18 | |
| 8 | ||
| 9 | ||
| 10 |
Sıra geldi 29'u yerleştirmeye.
hash(29)=7 mod 11
7 numaralı göz dolu! Orada 18 var. Bu yöntemde tıpkı LISCH yönteminde gösterdiğim gibi kaydı en sondaki müsait alana atıyoruz. Yani 10 numaralı göze... Yine R diye bir değer tutalım isterseniz, diğer tekniklerde yaptığımız gibi... R bize en alttaki müsait değeri versin. 10 numaralı göze 29'u koyuyoruz, artık 9 numaralı göz müsait. O yüzden R=9 oldu. 7 numaralı gözden de, 10 numaralı göze bir link attık. Sebebini bir kez daha açıklamış olayım: 29'u aramak isteyenler, doğal olarak 7 numaralı göze bakacaklar. Ancak orada 29 yok, 18 var. Dolayısıyla 29'un izini kaybetmememiz lazım. O yüzden de 7 numaralı gözden, bir link atmak zorundayız.
| Sıra | Anahtar Değeri | Link |
| 0 | ||
| 1 | ||
| 2 | ||
| 3 | ||
| 4 | ||
| 5 | 27 | |
| 6 | ||
| 7 | 18 | 10 |
| 8 | ||
| 9 | ||
| 10 | 29 |
Şimdi de 28 var sırada.
hash(28)=6 mod11
6 numaralı göz boş olduğundan, 28'i sorunsuzca yerleştiririz. R=9 hala...
| Sıra | Anahtar Değeri | Link |
| 0 | ||
| 1 | ||
| 2 | ||
| 3 | ||
| 4 | ||
| 5 | 27 | |
| 6 | 28 | |
| 7 | 18 | 10 |
| 8 | ||
| 9 | ||
| 10 | 29 |
39'a geldi sıra.
hash(39)=6 mod11
6 numaralı göze az önce 28'i yerleştirmiştik; yani orası dolu. O halde R değerinin işaret ettiği göze yerleştireceğiz. R=9 idi. Dolayısıyla 39'u 9 numaralı göze yerleştiriyoruz. R=8 oldu. 6 numaralı gözden, 9 numaralı göze link atarız. Çünkü 39 değerini aradıklarında önce 6 numaralı göze bakarlar... Tablo şu hale gelir:
| Sıra | Anahtar Değeri | Link |
| 0 | ||
| 1 | ||
| 2 | ||
| 3 | ||
| 4 | ||
| 5 | 27 | |
| 6 | 28 | 9 |
| 7 | 18 | 10 |
| 8 | ||
| 9 | 39 | |
| 10 | 29 |
Şimdi bunun LISCH'ten farkı ne, diye soranlar vardır mutlaka. :) Az sabredin, farkı fark etmeye ramak kaldı. :)
13'ü yerleştiriyoruz şimdi de.
hash(13)=2 mod11
13 numaralı göz boş olduğundan, sorunsuzca yerleştiriyoruz. R=8 hala...
| Sıra | Anahtar Değeri | Link |
| 0 | ||
| 1 | ||
| 2 | 13 | |
| 3 | ||
| 4 | ||
| 5 | 27 | |
| 6 | 28 | 9 |
| 7 | 18 | 10 |
| 8 | ||
| 9 | 39 | |
| 10 | 29 |
16'yı yerleştirelim hemen.
hash(16)=5 mod11
5 numaralı gözde 27 var. Dolayısıyla R değerinin işaret ettiği göze koyacağız 16'yı. R=8 olduğundan, 16'yı 8 numaralı göze yerleştiririz. 5 numaralı gözden de link atarız.. R=4 oldu artık. 7-6 ve 5 numaralı gözler dolu çünkü. En alttaki boş olan göz 4 olduğundan, R değeri de 4 oldu. :) Doğru dürüst anlatayım diye saçma sapan cümleler kuracağım yakında. :D Neyse. :)
| Sıra | Anahtar Değeri | Link |
| 0 | ||
| 1 | ||
| 2 | 13 | |
| 3 | ||
| 4 | ||
| 5 | 27 | 8 |
| 6 | 28 | 9 |
| 7 | 18 | 10 |
| 8 | 16 | |
| 9 | 39 | |
| 10 | 29 |
42 değeri var sırada.
hash(42)=9 mod11
9 numaralı gözde39 var. (Eski bilgileri tazelemek isterseniz, şunu da belirtelim. 9 numaralı gözde home address'i[hashten dönen değeri] 6 olan 39 değeri var. Yani 39'un home addressi değil zaten orası. Dolayısıyla burada bir coalescing var)
R=4 idi en son. Dolayısıyla 42'yi 4 numaralı göze yerleştiriyoruz. R=3 oldu... 9 numaralı gözden de, 4 numaralı göze bir link atarız yine..
| Sıra | Anahtar Değeri | Link |
| 0 | ||
| 1 | ||
| 2 | 13 | |
| 3 | ||
| 4 | 42 | |
| 5 | 27 | 8 |
| 6 | 28 | 9 |
| 7 | 18 | 10 |
| 8 | 16 | |
| 9 | 39 | 4 |
| 10 | 29 |
Veee.. :) Gelelim EISCH'in ne olduğunu anlayacağınız, 17'nin yerleştirilmesine. Aynı home address'ten en az 3 kere gelmesi lazımdı ki konuyu anlatabileyim. :) Benim suçum yok yani. :)
hash(17)=6 mod 11
6 numaralı gözde 28 var. Dolayısyla 17'yi R değerinin gösterdiği 3 numaralı göze yerleştireceğiz. Ancaaak.. Ancak 6 numaralı gözden zaten 9 numaralı göze link atılmış. LISCH olsaydı sorumuz, 6 numaralı göze giderdik. Ordan 9 numaralı göze link atılmış, 9'a giderdik; ordan da 4 numaralı göze link atılmış. 4 numaralı göze giderdik ve ordan da 17'nin bulunduğu 3 numaralı göze link atardık. Fakat EISCH böyle değil.. :)
EISCH yönteminde, yeni eklediğiniz elemanı, home address'inizdeki, yani hashten dönen değerdeki gözde bulunan elemandan sonraki ilk göze atarsınız. Örnekten devam edecek olursak: 17'nin home address'i 6 çıkmıştı. 6 numaralı gözde 28 var. İşte 17'yi hemen 28'ten sonraki eleman yapıyoruz. Bu EISCH yöntemindeki E(Early) harfinin esprisi de burada zaten. :) Yani 28'ten link direkt 17'nin bulunduğu göze atılır. Ordan da linkler eskisi gibi devam eder. Tablonun son hali şöyle olur:
| Sıra | Anahtar Değeri | Link |
| 0 | ||
| 1 | ||
| 2 | 13 | |
| 3 | 17 | 9 |
| 4 | 42 | |
| 5 | 27 | 8 |
| 6 | 28 | 3 |
| 7 | 18 | 10 |
| 8 | 16 | |
| 9 | 39 | 4 |
| 10 | 29 |
Şimdi elemanlara kaçar adımda ulaştığımıza bakalım ve daha önceki yöntemlerde yaptığımız gibi average probe'u(ortalama olarak hedefe ulaşmadaki adım sayısı) hesaplayalım.
27 değerine 1 adımda ulaşıyoruz.
18 değerine 1 adımda ulaşıyoruz.
29 değerine 2 adımda ulaşıyoruz.
28 değerine 1 adımda ulaşıyoruz.
39 değerine 3 adımda ulaşıyoruz.
13 değerine 1 adımda ulaşıyoruz.
16 değerine 2 adımda ulaşıyoruz.
42 değerine 2 adımda ulaşıyoruz.
17 değerine 2 adımda ulaşıyoruz.
Toplamda 15 adımda 9 değere de ulaşabiliyoruz. 15/9=1.67 çıkıyor. LISCH'te bu değer 1.78 idi. Daha etkili bir yöntem imiş demek ki. :)
Bu yöntemin esprisi coalescing'i daha sonraki sıralara ötelemesidir. Yeni gelen değeri, home address'inden sonraki eleman yaptığınızda, bu yöntemi uygulamış oluyorsunuz.
Sonra görüşürüz..
Etiketler:
Average Probe,
Coalescing,
Collision,
Collision Resolution Algorithms,
Early Insertion Standart Coalesced Hashing,
EISCH,
EISCH Algorithm,
EISCH Algoritması,
Home Address
11 Aralık 2010 Cumartesi
Éphémère
Merhabalar,
Yeni yaşa girmenin verdiği ağırlıkla yazıyorum bu yazıyı. :) Bu sefer doğum günü kısmını pasifleştirdim feysbukta. Ama siteden kaldırmadım. Böylece kaç tane duyarlı arkadaşım varmış göreyim istedim. :) Görmez olaydım. :D
Bu hafta nispeten daha rahat geçti ama donmaya başladık diyebilirim. Artık Aralık'ta olduğumuzu hissetmeye başladık. İyi tarafı, yaya trafiği rahatladı.. Kötü tarafı ise, araç trafiği zirve yaptı.
Haftaya dair ilk bahsedeceğim şey, en kısa zamanda Sıla'nın son albümünü edinmeniz. Yine yapmış yapacağını. Süper olmuş. En sevdiğim şarkı şu diyemiyorum bile..
Diğer bir konu yumurtalı protesto için öğrencilere edilen laflar. Ayıptır yahu. Söylüyorlar dinleyen yok, yürüyorlar dayak yiyorlar.. Bunca şeyin patlamasıydı muhtemelen o. Yumurta Saldırısı için önlem almadığı için üniversite rektör ve dekanlarına ateş püskürüyormuş meşhur zat. Rektörler veya dekanlar bağımsız kurumların başındaki kişilerdir ve eğitim işlerinden sorumludur. El pençe divan durmak zorunda değillerdir. Özel muamele beklemesi çok komik. Bugün otobüsü ateşe verip gencecik Serap'ı vahşice öldüren katili "taş atan çocuklar" yasasından yararlandırıp, sürekli dayak yiyen ve susturulmaya çalışılan gençliği dava edip tutuklatmaya çalışırsanız, ortada ciddi bir sorun var demektir. Ya algılarım bozuldu ya ülkemin olaylara baktığı yer değişiyor.
Yorum sizin.
Yarın Algoritma konusu anlatacağım bir aksilik olmazsa. Bu arada Aylin Aslım'dan Bir Çocuk Sevdim'i dinleyin derim. :) O da sağlam bir sestir.
Görüşürüz sonra.
Yeni yaşa girmenin verdiği ağırlıkla yazıyorum bu yazıyı. :) Bu sefer doğum günü kısmını pasifleştirdim feysbukta. Ama siteden kaldırmadım. Böylece kaç tane duyarlı arkadaşım varmış göreyim istedim. :) Görmez olaydım. :D
Bu hafta nispeten daha rahat geçti ama donmaya başladık diyebilirim. Artık Aralık'ta olduğumuzu hissetmeye başladık. İyi tarafı, yaya trafiği rahatladı.. Kötü tarafı ise, araç trafiği zirve yaptı.
Haftaya dair ilk bahsedeceğim şey, en kısa zamanda Sıla'nın son albümünü edinmeniz. Yine yapmış yapacağını. Süper olmuş. En sevdiğim şarkı şu diyemiyorum bile..
Diğer bir konu yumurtalı protesto için öğrencilere edilen laflar. Ayıptır yahu. Söylüyorlar dinleyen yok, yürüyorlar dayak yiyorlar.. Bunca şeyin patlamasıydı muhtemelen o. Yumurta Saldırısı için önlem almadığı için üniversite rektör ve dekanlarına ateş püskürüyormuş meşhur zat. Rektörler veya dekanlar bağımsız kurumların başındaki kişilerdir ve eğitim işlerinden sorumludur. El pençe divan durmak zorunda değillerdir. Özel muamele beklemesi çok komik. Bugün otobüsü ateşe verip gencecik Serap'ı vahşice öldüren katili "taş atan çocuklar" yasasından yararlandırıp, sürekli dayak yiyen ve susturulmaya çalışılan gençliği dava edip tutuklatmaya çalışırsanız, ortada ciddi bir sorun var demektir. Ya algılarım bozuldu ya ülkemin olaylara baktığı yer değişiyor.
Yorum sizin.
Yarın Algoritma konusu anlatacağım bir aksilik olmazsa. Bu arada Aylin Aslım'dan Bir Çocuk Sevdim'i dinleyin derim. :) O da sağlam bir sestir.
Görüşürüz sonra.
8 Aralık 2010 Çarşamba
Özür & Düzeltme & Kınama
Geçenlerde ODATV'de okuduğum ve haliyle tepki gösterdiğim Bartın Üniversitesi ile ilgili haber hakkında, üniversite öğrencisi arkadaşın yaptığı sağduyulu ve bilgilendirici mesajla işin ayrıntılarını öğrendim. Dolayısıyla şüphelerim için şahıslardan özür dilemeyi görev bilirim.
Ayrıca konu ile ilgili açıklama yapmak yerine, saçma sapan mesajlarla hakarette bulunan zavallı iki arkadaşı da şiddetle kınıyorum.
Sonra görüşürüz..
Ayrıca konu ile ilgili açıklama yapmak yerine, saçma sapan mesajlarla hakarette bulunan zavallı iki arkadaşı da şiddetle kınıyorum.
Sonra görüşürüz..
28 Kasım 2010 Pazar
Bir Haftasonunun Anatomisi
Geçenlerde portatif tahkim edevat vasfıyla bir mağazaya gittim. :P :) Bildiğiniz giyim mağazası ama içeride bir müzik vardı ki insan beynine ancak bu denli saldırı olabilirdi. Bizim Ümit Besen'in İngiliz versiyonu resmen. Ama sanırım ne dediğini anlamadıklarından veya söyleyen yabancı olduğundan -bizim milletimizin genelinde olan yabancıyı ilahlaştırma hastalığı malumunuz- kendilerinden geçmişçesine dinliyorlardı. Dinleyen tipleri de hafızanızda canlandırmanız için şöyle anlatayım: güzel/yakışıklı olmakla kokona olmak arasındaki farkı idrak edemeyen tikicanlar. :) Mağaza sahibi de yaşlıdan bir hanım teyzeydi. İçerisi boş diye asmış duratını etrafa bakınıyordu. Sebebi aramasına gerek yok aslında. Oradan bir Iron Maiden koysaydı böyle mi olurdu mağazası. :D
Please don't worry now that I have gone I have gone beyond to see the truth When you know that your time is close at hand Maybe then you'll begin to understand Life down there is just a strange illusion Ben moda girmeye başladım yine, sonra tekrar görüşürüz. :)
19 Kasım 2010 Cuma
Es ist Zeit für Rache!
Selam arkadaşlar,
Başlığın yazıyla alakası yoktur, Cartman aklıma geldi birden, nostalji yaptım sadece. :) Hep ciddi kayıtlar girmişim farkında olmadan bu aralar. :) O yüzden şöyle güzel bir iki haberi barındıran kısa bir kayıt da girmiş olayım.
İlk bombayı NBA TV'den aldık. Beşiktaşımızın bazı basketbol maçları NBA TV'den, banttan da olsa, gösterilecekmiş. Hem de Webber'in yorumlarıyla... Iverson transferi ile amacımıza şimdiden fazlasıyla ulaşmış olduk böylece.
Yine basketboldan gideceğim. Geçenlerde fenerin Siena maçına gittim, Sinan Erdem'e. Kadro kalitesinin altında oynamaya devam etseler de, isabetli üçlüklerle sonuca gittiler. Maalesef. :) Maç sonu yolda Final Four'un hangi şehirde oynandığını sordular birbirlerine. :D Başta İbrahim olmak üzere, bu fenerliler olmasa nasıl zaman geçerdi, komiksiniz yaa. :) Cholet zaten gereken cevabı verdi. :D
Az önce Reservoir Dogs(1992)'u izledim. Daha önceki skandal Tarantino filminden sonra, kendisine bir şans daha verdim. :) Şöyle anlatayım, oyuncular iyi oynamış... Bazı muhabbetler, ki ilk masa başında geçen konuşmaları hatırlayın, gayet güzeldi. Ama salt kan dökme üzerine kurulmuş basit bir filim. Daha önce Inglorious Basterds hakkında da bir yazı yazmış ve benzer şeylerden bahsetmiştim. Demek ki Tarantino'nun tarzı bu. Ve yine demek ki bu adamın filimleri cidden bana göre değil. :) Yalnız nasıl bir anlam yükledilerse, IMDB'de adamın filmi hala Top 250'de geçiyor. :) Hayır bu filmi bu kadar beğendilerse, bizim Kurtlar Vadisi dizisinin bir bölümünü izletsek bunlara, bunların mantığına göre, herhalde 1nci sıradan inmez. :) İçeriği tartışılsa da hem konusu var, hem de bol bol kan var. :)
Siz bu satırları okurken, ben Kardinal Wolsey'in intihar sahnesini izliyor olacağım. Allah'ın Tarantino'su, madem sırf şiddet seviyorsun, şu filmden örnek alsaydın yaa. :D O kadar iyi bir intihar sahnesi yapmış ki adamlar, tüm filim boyunca sövdüğüm adam için, "özünde iyi biriydi aslında yeeaaa" falan demeye başladım. Neyse bitiyor bu filim, sonra yazarım ben yine. :)
Başlığın yazıyla alakası yoktur, Cartman aklıma geldi birden, nostalji yaptım sadece. :) Hep ciddi kayıtlar girmişim farkında olmadan bu aralar. :) O yüzden şöyle güzel bir iki haberi barındıran kısa bir kayıt da girmiş olayım.
İlk bombayı NBA TV'den aldık. Beşiktaşımızın bazı basketbol maçları NBA TV'den, banttan da olsa, gösterilecekmiş. Hem de Webber'in yorumlarıyla... Iverson transferi ile amacımıza şimdiden fazlasıyla ulaşmış olduk böylece.
Yine basketboldan gideceğim. Geçenlerde fenerin Siena maçına gittim, Sinan Erdem'e. Kadro kalitesinin altında oynamaya devam etseler de, isabetli üçlüklerle sonuca gittiler. Maalesef. :) Maç sonu yolda Final Four'un hangi şehirde oynandığını sordular birbirlerine. :D Başta İbrahim olmak üzere, bu fenerliler olmasa nasıl zaman geçerdi, komiksiniz yaa. :) Cholet zaten gereken cevabı verdi. :D
Az önce Reservoir Dogs(1992)'u izledim. Daha önceki skandal Tarantino filminden sonra, kendisine bir şans daha verdim. :) Şöyle anlatayım, oyuncular iyi oynamış... Bazı muhabbetler, ki ilk masa başında geçen konuşmaları hatırlayın, gayet güzeldi. Ama salt kan dökme üzerine kurulmuş basit bir filim. Daha önce Inglorious Basterds hakkında da bir yazı yazmış ve benzer şeylerden bahsetmiştim. Demek ki Tarantino'nun tarzı bu. Ve yine demek ki bu adamın filimleri cidden bana göre değil. :) Yalnız nasıl bir anlam yükledilerse, IMDB'de adamın filmi hala Top 250'de geçiyor. :) Hayır bu filmi bu kadar beğendilerse, bizim Kurtlar Vadisi dizisinin bir bölümünü izletsek bunlara, bunların mantığına göre, herhalde 1nci sıradan inmez. :) İçeriği tartışılsa da hem konusu var, hem de bol bol kan var. :)
Siz bu satırları okurken, ben Kardinal Wolsey'in intihar sahnesini izliyor olacağım. Allah'ın Tarantino'su, madem sırf şiddet seviyorsun, şu filmden örnek alsaydın yaa. :D O kadar iyi bir intihar sahnesi yapmış ki adamlar, tüm filim boyunca sövdüğüm adam için, "özünde iyi biriydi aslında yeeaaa" falan demeye başladım. Neyse bitiyor bu filim, sonra yazarım ben yine. :)
Etiketler:
1992,
Allen Iverson,
Cholet,
eric cartman,
fenerbahçe,
imdb,
Kardinal Wolsey,
Montepaschi Siena,
NBA TV,
Quentin Tarantino,
Reservoir Dogs,
Sinan Erdem,
Thomas Wolsey,
Tudors
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

