Alakasız bir konuyla geri döndüm. Yumuşak Güç nedir diyecekseniz haliyle.. Yumuşak Güç; silah kullanmadan, çekim gücüyle başka ülkeleri cezbetmektir. Bu yolla onları ikna etmek, tesir altına almaktır.
Yumuşak gücünüz varsa, başka ülkeler sizin peşinizden gitmek ister, sizin değerlerinize gıpta eder, sizin düzeyinize çıkmaya çalışır. yani ortada gönüllü bir itaatkarlık ve taklitçilik söz konusu. Bir ülkenin kültürel, sanatsal, sosyal ve siyasal çekiciliği o ülkenin yumuşak gücünü oluşturan bileşenlerdir.
Hep yazdığım konuda bir başka kişinin de yazması beni mutlu etti açıkçası. Joseph Nye de en büyük yumuşak güçlerden birinin de sinema olduğuna değinmiş ve Hollywood'un önemini vurgulamıştır. Vietnam Savaşının sonucunu sorduğunuzda bir kişi bile ABD kazandı diyorsa, bu Hollwood'un gücünü gösterir.
Todd Gitlin de konu hakkında şöyle demiştir:"İnsanlar genelde kendi kültürlerini yeğleseler bile, ikinci tercihleri Amerikan ürünleri oluyor. Amerikan popüler kültürü, milyarlarca kişinin hem sevdiği hem tiksindiği ama severek tiksindiği çağdaş intikam tanrıçasıdır."
Keza dil için de bu böyle.Örneğin ülkemiz üzerindeki yumuşak gücü düşünün bir. İngilizce neredeyse ana dilimiz gibi. Bilmeyeni dövüyorlar derler ya, tam da o türden.
Tehlikenin farkında mısınız? Adamlar kendi değer ve kültürlerini yaşatmak için bizimkileri katlediyorlar! Sizin eğlence biçiminize, giyim tarzınıza, yediğinize-içtiğinize-ettiğinize kadar karışıyorlar. Biz de ağzımızı açıp hayran kalır isek hedeflerine ulaşmış olurlar. Aman dikkat.. (Hoş, dibe vurduk, bundan daha kötüsü olur mu, yorum sizin)
29 Ağustos 2010 Pazar
Aralaş
Merhaba arkadaşlar,
Bir önceki kayıtta belirttiğim yazılara başlayabildim sonunda. :) Dozu giderek artacaktır, bunlar girizgah mahiyetindedir. :) İlk karalamaların bağlantılarını vermiş olayım:
http://www.harddisk.com.tr/index.php/hard-disk-nasil-calisir/
http://www.harddisk.com.tr/index.php/low-level-format-nedir/
Bunun dışında yarın herkesi Vatan'a bekliyorum. :) Tören geçişinde el sallayacağım. :P :)
Birazdan görüşürüz tekrar..
Düzenleme: Başlık Sırpça veya Rusça değil arkadaşlar, Kırgız Türkçe'si..
Bir önceki kayıtta belirttiğim yazılara başlayabildim sonunda. :) Dozu giderek artacaktır, bunlar girizgah mahiyetindedir. :) İlk karalamaların bağlantılarını vermiş olayım:
http://www.harddisk.com.tr/index.php/hard-disk-nasil-calisir/
http://www.harddisk.com.tr/index.php/low-level-format-nedir/
Bunun dışında yarın herkesi Vatan'a bekliyorum. :) Tören geçişinde el sallayacağım. :P :)
Birazdan görüşürüz tekrar..
Düzenleme: Başlık Sırpça veya Rusça değil arkadaşlar, Kırgız Türkçe'si..
12 Ağustos 2010 Perşembe
Yakında :)
İyi akşamlar herkese,
Güzel bir haber vereyim dedim. Her ne kadar askerlik görevimi icra ediyor olsam da, arada kendi alanımla da ilgilenmeye çalışıyorum. Bu kapsamda sevgili Göksel Abimin sitesinde yazılar yazmaya başlayacağım. www.harddisk.com.tr sitenin adı oluyor. :) Tamamen harddisk üzerine bir site. Ülkemizde alanında tek diyebilirim. Yakında görüşürüz... ;)
Güzel bir haber vereyim dedim. Her ne kadar askerlik görevimi icra ediyor olsam da, arada kendi alanımla da ilgilenmeye çalışıyorum. Bu kapsamda sevgili Göksel Abimin sitesinde yazılar yazmaya başlayacağım. www.harddisk.com.tr sitenin adı oluyor. :) Tamamen harddisk üzerine bir site. Ülkemizde alanında tek diyebilirim. Yakında görüşürüz... ;)
9 Ağustos 2010 Pazartesi
Psikolojik Harekatlar
Artan şerefsizce saldırılardan ötürü bu kaydı girmeyi vatandaşlık görevi addettim. Günümüzde ulusumuza yapılan zihinsel operasyonu çok güzel anlatıyor. Sun-Tzu'nun Savaş Sanatı isimli eserinden alıntıdır. Bunları okuyunca belki benzer şeyleri görebilirsiniz..
Yazımı Kyle Broflovski'nin meşhur deyimiyle bitirmek istiyorum: You bastards!
- Hasım ülkelerin hakanlarının başarılarını küçük göstererek şöhretlerine gölge düşürünüz ve zamanı geldiğinde de kendi halkının onları hor görmelerini sağlayınız. -Atamıza yapılan adi saldırıları şimdi bir kez daha düşünün. Tarihten anlamayan angutların sözde tarih nutuklarıyla anlattıklarını bir daha zihninizde canlandırın lütfen-
- Hasım ülkelerde iyi olan şeyleri gözden düşürünüz.-Ulusalcılık, Milliyetçilik, birlik, kardeşlik, Atatürkçülük, aile bağları, ahlak vs-
- Hasmınızın geleneklerini gülünç hale getiriniz. -İlk aklıma gelen, bayram günlerini düşünün. Önemli olan o şekerler değil, birlik ve beraberlik idi. Ama onlar gereksiz, monoton şeyler gibi gösteriliyor artık.-
- Hasmınızın kendi aralarında olan uyuşmazlık ve kavgalarını yayınız.-Kürt/Türk, Alevi/Sünni, Sağcı/solcu vs.-
- Adi ve aşağılık kişilerin işbirliğinden yararlanınız.-Buraya yüzlerce isim yazabilirim ama sizin takdirinize bırakıyorum-
Yazımı Kyle Broflovski'nin meşhur deyimiyle bitirmek istiyorum: You bastards!
29 Temmuz 2010 Perşembe
Usta'ya Saygı: Fazıl Say
Merhaba arkadaşlar,
Normalde maça az bir süre kaldığında yazmazdım ama bu konuda yazmazsam çatlardım. :) Başlıktan da anlayacağınız üzere konumuz ülkemizin son dönemlerde çıkarttığı en büyük sanatçılardan biri olan Fazıl Say.. Geçen gün arabesk müziği yeren ifadeler kullanmış ki sonuna kadar katılıyorum.
Arabesk müziğin yavşaklığından bahsetmişti kendisi. Eksik bile söyledi. Arabesk müzik dediğiniz nedir Allah aşkına? Yılmışlığın, bitmişliğin, uyuşukluğun sözlere ve enstrümanlara dökülmüş halidir. Kaderci bir anlayış; eziklik, pasiflik, teslimiyet gibi ögeleri de içinde barındırıyor. Acaba insanlar eksikliklerini bu müzikle mi kapatıyor dersiniz?
Piyano, keman vb. çalgıları kullanan ve bundan hoşlananları batı özentisi olarak gören çakma halkçılar türedi maalesef. Aslında onlara kızmamak lazım. Eğitim sistemimiz müziğe biraz özen gösterseydi belki de bunlar olmazdı. Doğu için ise çokça dile getirdiğim Köy Enstitülerinin eksikliği hissediliyor her konuda olduğu gibi. Müzik salt bir eğlence değildir, eğitimi de gerekmektedir ama kime anlatıyorsunuz ki bunu. Arap Kültürünü kendine kültür edinmiş yöneticilerimiz var, onlara Türk Müziğini gösterdiğinizde bile, bunlar Avrupa'nın Müziği, diyecek kadar kültürümüzden bihaberler... Madem bu kadar Avrupa karşıtısınız(ki keşke olabilseniz); sokak, dükkan isimleri tamamen yabancı kelimelerden oluşuyor niye sesiniz çıkmıyor? Bordeaux şarapını zıkkımlanırken, Amerikan sigarasını içerken niye ötmüyorsunuz? Madem Fazıl Say yalan söylüyor, son yıllarda çakma mega hiper yıldızlarla neden avunuyorsunuz? Bugün hala eski Türk ozanlarının boşluğu doldurulabildi mi?
Ayrıca kardeşler arasında yaratılan suni Doğu Sorunu gibi kavramlar hakkında alakasız şarkıcı bozuntuları konuşunca her şey güzel oluyor da, gerçek bir Türk sanatçısı son derece doğru bir tespit yaparak fikirlerini beyan edince mi kötü oluyor?? Riyakarlık diz boyu..
Yazıyı burada noktalasam iyi olacak çünkü maç başlamak üzere. :) Kısa yoldan para kazanmaya çalışan, tuhaf sesler çıkarıp da sanatçı olduğunu iddia edenlere karşı büyük Türk Sanatçısını ezdirmemenizi dilerim.
Sonra görüşürüz...
Normalde maça az bir süre kaldığında yazmazdım ama bu konuda yazmazsam çatlardım. :) Başlıktan da anlayacağınız üzere konumuz ülkemizin son dönemlerde çıkarttığı en büyük sanatçılardan biri olan Fazıl Say.. Geçen gün arabesk müziği yeren ifadeler kullanmış ki sonuna kadar katılıyorum.
Arabesk müziğin yavşaklığından bahsetmişti kendisi. Eksik bile söyledi. Arabesk müzik dediğiniz nedir Allah aşkına? Yılmışlığın, bitmişliğin, uyuşukluğun sözlere ve enstrümanlara dökülmüş halidir. Kaderci bir anlayış; eziklik, pasiflik, teslimiyet gibi ögeleri de içinde barındırıyor. Acaba insanlar eksikliklerini bu müzikle mi kapatıyor dersiniz?
Piyano, keman vb. çalgıları kullanan ve bundan hoşlananları batı özentisi olarak gören çakma halkçılar türedi maalesef. Aslında onlara kızmamak lazım. Eğitim sistemimiz müziğe biraz özen gösterseydi belki de bunlar olmazdı. Doğu için ise çokça dile getirdiğim Köy Enstitülerinin eksikliği hissediliyor her konuda olduğu gibi. Müzik salt bir eğlence değildir, eğitimi de gerekmektedir ama kime anlatıyorsunuz ki bunu. Arap Kültürünü kendine kültür edinmiş yöneticilerimiz var, onlara Türk Müziğini gösterdiğinizde bile, bunlar Avrupa'nın Müziği, diyecek kadar kültürümüzden bihaberler... Madem bu kadar Avrupa karşıtısınız(ki keşke olabilseniz); sokak, dükkan isimleri tamamen yabancı kelimelerden oluşuyor niye sesiniz çıkmıyor? Bordeaux şarapını zıkkımlanırken, Amerikan sigarasını içerken niye ötmüyorsunuz? Madem Fazıl Say yalan söylüyor, son yıllarda çakma mega hiper yıldızlarla neden avunuyorsunuz? Bugün hala eski Türk ozanlarının boşluğu doldurulabildi mi?
Ayrıca kardeşler arasında yaratılan suni Doğu Sorunu gibi kavramlar hakkında alakasız şarkıcı bozuntuları konuşunca her şey güzel oluyor da, gerçek bir Türk sanatçısı son derece doğru bir tespit yaparak fikirlerini beyan edince mi kötü oluyor?? Riyakarlık diz boyu..
Yazıyı burada noktalasam iyi olacak çünkü maç başlamak üzere. :) Kısa yoldan para kazanmaya çalışan, tuhaf sesler çıkarıp da sanatçı olduğunu iddia edenlere karşı büyük Türk Sanatçısını ezdirmemenizi dilerim.
Sonra görüşürüz...
15 Temmuz 2010 Perşembe
Pour Toi
Günün son kaydını yazıp, makinemin başından ayrılacağım. Dün geceki nöbetimin üstüne yoğun geçen bir mesai biraz yordu diyebilirim. Neyse efendim, konuyu uzatmadan güzel bir resimle konuya girelim.

Üstte gördüğünüz tablo, şimdilerde yaşanması çok da kolay olmayan bir an'dır. Pixar yapımı Up filminde de benzer sahneler vardı, izleyenler bilir. Yukarıda insani duyguların yaptığı zirveyi görmektesiniz. İki farklı bedenin nasıl tek vücut olduğunun canlı kanıtıdır. Dürüst olmak gerekirse zamanımızda böyle sahnelerin görülebileceğine olan inancım artık iyice tükendi. Nedeni de aşağıda..

İnsanların kendileriyle değil de, ardına saklandıkları maskeleriyle, rolleriyle muhatap olmak.. İnsanlar adi, pislik, iki yüzlü, sahtekar, ahlaksız ve yalancı.. Klavyem seriye geçti, daha da götürecektim ama sildim, bu kadarı yeter. Günümüzde sahte masallar ve kahraman tipler yaratılır. Bir prens ve prenses vardır her zaman o suni, yapay masalda. ama bize hep masal kısmı bir haltmış gibi anlatılır. Peki ya sonrası?

İşte sonrasını kimse bilmiyor, kimseye anlatılmıyor..
Daha da uzatacaktım yazımı ama maç izlemeye gideceğim. Siz siz olun, bahanelerin arkasına saklanıp da mutluluğu kaçırmayın..
Görüşmek üzere..

Üstte gördüğünüz tablo, şimdilerde yaşanması çok da kolay olmayan bir an'dır. Pixar yapımı Up filminde de benzer sahneler vardı, izleyenler bilir. Yukarıda insani duyguların yaptığı zirveyi görmektesiniz. İki farklı bedenin nasıl tek vücut olduğunun canlı kanıtıdır. Dürüst olmak gerekirse zamanımızda böyle sahnelerin görülebileceğine olan inancım artık iyice tükendi. Nedeni de aşağıda..

İnsanların kendileriyle değil de, ardına saklandıkları maskeleriyle, rolleriyle muhatap olmak.. İnsanlar adi, pislik, iki yüzlü, sahtekar, ahlaksız ve yalancı.. Klavyem seriye geçti, daha da götürecektim ama sildim, bu kadarı yeter. Günümüzde sahte masallar ve kahraman tipler yaratılır. Bir prens ve prenses vardır her zaman o suni, yapay masalda. ama bize hep masal kısmı bir haltmış gibi anlatılır. Peki ya sonrası?

İşte sonrasını kimse bilmiyor, kimseye anlatılmıyor..
Daha da uzatacaktım yazımı ama maç izlemeye gideceğim. Siz siz olun, bahanelerin arkasına saklanıp da mutluluğu kaçırmayın..
Görüşmek üzere..
11 Temmuz 2010 Pazar
Srebrenitsa..
Akşamın son yazısını yazmam biraz gecikti çünkü az önce yine dengesizce yaptığım spor yüzünden kolumu kırmama ramak kaldı. Şu an biraz daha iyi gibi ama. Her neyse, bahsetmek istediğim konu yeni alacağım kitap: Srebrenitsa'nın Öyküsü. Okuyanlar varsa geri dönüşleri mutlaka bekliyorum. Srebrenitsa'yı bilmeyen Türk Çocuğu olmadığını düşünmek istiyorum. Zira adamlar katliam sırasında bile Türklerden intikam aldıklarını söylüyorlardı. Peki tek sırplar mı cani? Tabi ki hayır! Bu cinayete sebep olan başta Hollanda olmak üzere BM de birinci derecede suçludur. Müslümanlardan silahlarını aldılar ve Sırpların saldırılarına göz yumdular. Üstelik topladıkları silahları da vermediler. Katliamın boyutlarını siz hayal edin artık...
İncelemek isteyenler için: http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=123168
İyi akşamlar herkese..
İncelemek isteyenler için: http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=123168
İyi akşamlar herkese..
Ivır Zıvır
İyi akşamlar bir kez daha. Az önce dinlediğim Erhan Güleryüz şarkısından sonra nette bir araştırma yaptım. Beni tanıyanlar az çok Erhan Güleryüz'ü dinlemekten zevk aldığımı biliyordur. Ancak son dönemlerde pek takip edememiştim. Asmalımescit adında bir albüm çıkarmış okuduğum kadarıyla. Umarım eskisi gibi devam eder. Şarkıları dışında sevmemin bir nedeni daha var. Neredeyse tüm şarkılarının sonunda okuduğu muhteşem şiirler.. Normalde şiirleri sevmem; daha doğrusu okuyanlarını çok itici ve yapay bulduğumdan, bir dönem şiirlerden nefret ederdim. Fakat Erhan Güleryüz bunu tersine çevirecek kadar iyi şiir okur. Yeni albümünü edinmedim henüz ama inşallah eskisi gibi şarkı sonlarını güzelleştirmiştir.
Tabi söz şiirden açılmışken Can Yücel'i unutmak ayıp olur. Lise öğretmenimiz anlatmıştı bize kendisiyle ilgili bir hikayeyi. Can Yücel bir topluluk tarafından ödüle layık bulunur. Ödülünü almaya gider. Ancak kapıdaki görevli kendisini geri çevirir, buraya giremezsiniz deyip (kendisine hitap ettiği kelimeyi hatırlayamadım) gönderir. Ertesi gün ödülü neden almadığını sorduklarında da, halkım bana ödülümü dün zaten verdi diyerek, mütevaziliğin zirvesine çıkar...
Can Yücel'den geliyor..
Sebepsiz sevmektir aşk,
Nedeni olmadan bağlanmak birine.
Gözlerine baktığında erimektir içten içe.
Ellerini tuttuğunda titremektir tüm benliğinle.
Hatta sarılamamaktır utançtan,
Çünkü utanmaktır sevmek aslında,
Sevmek nedir aslen?
Ölmek mi uğruna?
Yaşamak mı onunla?
Sevmek mi ömür boyunca?
Yoksa ayrılmak mı gerekince?
Nedir insanı başkasına bağlayan?
Güzelliği mi? Bilmez kimse bu soruların cevabını..
Kimi sever güzelini, kimi sever özelini...
Tabi söz şiirden açılmışken Can Yücel'i unutmak ayıp olur. Lise öğretmenimiz anlatmıştı bize kendisiyle ilgili bir hikayeyi. Can Yücel bir topluluk tarafından ödüle layık bulunur. Ödülünü almaya gider. Ancak kapıdaki görevli kendisini geri çevirir, buraya giremezsiniz deyip (kendisine hitap ettiği kelimeyi hatırlayamadım) gönderir. Ertesi gün ödülü neden almadığını sorduklarında da, halkım bana ödülümü dün zaten verdi diyerek, mütevaziliğin zirvesine çıkar...
Can Yücel'den geliyor..
Sebepsiz sevmektir aşk,
Nedeni olmadan bağlanmak birine.
Gözlerine baktığında erimektir içten içe.
Ellerini tuttuğunda titremektir tüm benliğinle.
Hatta sarılamamaktır utançtan,
Çünkü utanmaktır sevmek aslında,
Sevmek nedir aslen?
Ölmek mi uğruna?
Yaşamak mı onunla?
Sevmek mi ömür boyunca?
Yoksa ayrılmak mı gerekince?
Nedir insanı başkasına bağlayan?
Güzelliği mi? Bilmez kimse bu soruların cevabını..
Kimi sever güzelini, kimi sever özelini...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
