Efendim malumunuz Devletçilik, Atamızın bizlere miras bıraktığı ilkelerinden biridir. Genel manada, devletin çıkarlarımız doğrultusunda elzem gördüğü alanlara girmesidir denebilir. Tabi bu kadar sığ değil anlamı ama asıl amacım bu ilkeyi detaylandırmak olmadığından, böyle geçiyorum.
Geçen gün Abdi İpekçi'nin katili devlet televizyonu ve Tarkan'ın gece kulübü diye bildiğimiz TRT'nin canlı yayınına çıktı. Bu karar bir saatli bombadır. Çünkü ben de dahil olmak üzere herkesin beklentisi, o adamın özür dileyeceği, affedilmeyi isteyeceği şeklindeydi. Ancak adam çıkıyor ve kendisini övüp, kitabının reklamını yapıyor. E o zaman kendisine ve bu programda emeği geçen herkese kocaman bir YUH!
Peki bu durum hakkında Başbakan ne dese beğenirsiniz: "Bunu özel kanal-devlet kanalı diye niye ayırıyorsunuz? Devletçilik geride kaldı, özgürlükler öne çıktı..."
Yani ülkemizin Başbakanı, yıllardır böylesine bir coğrafyada ayakta durmamızı sağlayan Ulu Önderimizin devriminin bittiğini, bu devrimin "bertaraf edildiğini" itiraf etmiş oluyor. Komik olan, devletçilik bittiyse eğer, neden devlet televizyonu var ve ben neden her ay TRT vergisi adı altında soyuluyorum? Madem özgürlükler öne çıktı, madem karanlık cinayetleri işleyenler bile bu denli özgür konuşuyor, Silivri'de tutulan yazarlar da neyin nesi?
Bir kavramı ağzınıza almadan önce 1000 kez düşünün derim...
Sonra görüşürüz..
trt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
trt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Kasım 2010 Cumartesi
18 Eylül 2010 Cumartesi
Ya Buzağı Kalmazsa..?
Son zamanlarda ülkemizde yaşananlar o kadar can sıkıcı bir hal aldı ki, öncelerde dinlediğim bir hikayeyi hatırladığım kadarıyla yazmak istedim. Burada bir virgül atıp gelişmelere bakacak olur isek: teröristlerin leşlerine verilen belediye arabaları, belediye başkanlarının utanmazca konuşmaları(ihanetleri), ilginç heyetlerin ülkeye girişleri ve faaliyetleri, peşmergelere eğitim verilmesi, terörist için taziyelere gidilmesi, terörist leşi için yürüyüş(!) düzenlenmesi{ki bunu yürüyüş diye haber yapan başta TRT olmak üzere tüm kanallara sevgilerimi yolluyorum}, ülkenin kaosa sürüklenmesi, başkanlık sistemiyle cumhuriyetin devre dışı bırakılmak istenmesi, verilen tavizler, İmralıdakinin ellerimizle beslenmesi vs vs, bu liste çok uzar. Tüm bunlara binaen bir hikaye anlatayım:
Eskiden ormanda aslanlar ile buzağılar yaşarmış. Aslanların gözü buzağıların üstünde tabi... Ancak aslanlar ne kadar saldırsa da, buzağılar bir araya gelip aslanlara direniyormuş. Aslanlar da buzağıları yiyemiyormuş... Aslanlar bakmışlar bu böyle olmuyor. Toplanmışlar ve bir karar vermişler. Aslanın biri konuşmak için buzağıların yanına gitmiş. Buzağıya demiş ki, bunca zamandır hep size saldırıyoruz. Siz de bıktınız biz de, hepimiz yara aldık bundan. Ama bizde suç yok, hep sizdeki şu sarı buzağı yüzünden demiş. Biz burada yatarken, sapsarı tüyleri güneşte parlıyor, iştahımızı açıyor, biz de mecbur saldırıyoruz demişler. Siz en iyisi sarı buzağıyı bize verin, biz de bir daha size saldırmayalım, barış içinde yaşayalım demiş. Buzağılar toplanmış ve teklifi düşünmüşler. Yaşlı bir tanesi vermeyelim demiş. Diğerleri ise barış istemişler, verelim ve bitsin bu iş demişler. Oy birliğiyle sarı buzağıyı aslanlara vermişler. Tabi aslanlar sarı buzağıyı yeyince, doymuşlar ve bir süre gerçekten de saldırmamışlar, barış ortamı sağlanmış. Ancak bir zaman sonra aslanlar tekrardan acıkmış. Varmışlar buzağıların yanına. Sizin şu uzun kuyruklu buzağı çok dikkatimizi çekiyor, ne zaman kuyruğunu savursa iştahımız açılıyor demiş. Onu bize verin bizde saldırmayalım, barış içinde yaşayalım demişler. Onu da vermişler ve yine saldırmadan yaşamışlar. Ancak aslanlar gene acıkır, uzun buzağı, şişman buzağı vs derken, gün gelmiş 4-5 buzağı kalmış geriye. Artık aslanlar buzağı yemek isteyince direkt saldırıp yemeye başlamış. Çünkü artık izin almalarına gerek kalmamış, zaten direnecek kadar buzağı kalmamış. Hala yaşayan buzağılar, biz nerede yanlış yaptık deyince, yaşlı olan:"Biz bu savaşı Sarı Buzağıyı verdiğimizde kaybettik." demiş.
Yani demem o ki, biz sarı buzağımızı çoktaaan verdik, maalesef de gelişmeler tıpkı hikayedeki gibi gelişiyor. Ülkenin bölünmesi yakındır. Çok üzgünüm...
Eskiden ormanda aslanlar ile buzağılar yaşarmış. Aslanların gözü buzağıların üstünde tabi... Ancak aslanlar ne kadar saldırsa da, buzağılar bir araya gelip aslanlara direniyormuş. Aslanlar da buzağıları yiyemiyormuş... Aslanlar bakmışlar bu böyle olmuyor. Toplanmışlar ve bir karar vermişler. Aslanın biri konuşmak için buzağıların yanına gitmiş. Buzağıya demiş ki, bunca zamandır hep size saldırıyoruz. Siz de bıktınız biz de, hepimiz yara aldık bundan. Ama bizde suç yok, hep sizdeki şu sarı buzağı yüzünden demiş. Biz burada yatarken, sapsarı tüyleri güneşte parlıyor, iştahımızı açıyor, biz de mecbur saldırıyoruz demişler. Siz en iyisi sarı buzağıyı bize verin, biz de bir daha size saldırmayalım, barış içinde yaşayalım demiş. Buzağılar toplanmış ve teklifi düşünmüşler. Yaşlı bir tanesi vermeyelim demiş. Diğerleri ise barış istemişler, verelim ve bitsin bu iş demişler. Oy birliğiyle sarı buzağıyı aslanlara vermişler. Tabi aslanlar sarı buzağıyı yeyince, doymuşlar ve bir süre gerçekten de saldırmamışlar, barış ortamı sağlanmış. Ancak bir zaman sonra aslanlar tekrardan acıkmış. Varmışlar buzağıların yanına. Sizin şu uzun kuyruklu buzağı çok dikkatimizi çekiyor, ne zaman kuyruğunu savursa iştahımız açılıyor demiş. Onu bize verin bizde saldırmayalım, barış içinde yaşayalım demişler. Onu da vermişler ve yine saldırmadan yaşamışlar. Ancak aslanlar gene acıkır, uzun buzağı, şişman buzağı vs derken, gün gelmiş 4-5 buzağı kalmış geriye. Artık aslanlar buzağı yemek isteyince direkt saldırıp yemeye başlamış. Çünkü artık izin almalarına gerek kalmamış, zaten direnecek kadar buzağı kalmamış. Hala yaşayan buzağılar, biz nerede yanlış yaptık deyince, yaşlı olan:"Biz bu savaşı Sarı Buzağıyı verdiğimizde kaybettik." demiş.
Yani demem o ki, biz sarı buzağımızı çoktaaan verdik, maalesef de gelişmeler tıpkı hikayedeki gibi gelişiyor. Ülkenin bölünmesi yakındır. Çok üzgünüm...
9 Ağustos 2009 Pazar
Asp.Net Mantığı ve Öneriler =)
Bir kez daha merhaba.
Üst üste iki kayıt girmeyeli uzun zaman olmuştu. =) Bu kayıtta da bir iki şey yazayım ben. Yorgunsanız hiç okumayın derim, ben ipleri kopardım, sabaha kadar yazarım. :P
Devex hakkında nette birşeyler ararken, Asp.net ile ilgili bir karmaşaya şahit oldum. Adamların sürüyle İngilizce kaynakları var ama ya okumaya tenezzül etmiyorlar ya da başka sorunları var. =)
Koyu bir ulusalcı olmamdan mütevellit, bizlerin bu konuyu karıştırmamızı istiyor ve kısa bir yazı yazıyorum. =) Konu get-post-postback.
Yukarıdaki 3 kavram temel asp.net kavramlarıdır. Ancak karıştırılmaması gereken önemli kavramlardır. Sayfaya yapılan ilk istek Get metodu ile olur. URL'yi yazarak sayfayı sunucudan istiyorsunuz ve ilk isteğiniz olmuş oluyor bu. Bunu Get yaptı.
Bundan sonra, sunucu kontrolleri vasıtasıyla sayfadan yaptığınız her istek postback oluyor. Sayfa gidiyor ve yeni bilgilerle geri dönüyor. Atıyorum; düğmeye bastığınızda, dropdownlist'te eleman değiştirdiğinizde postback de yapmış olursunuz.
Postback işleminde de verileri sunucuya post ile taşıyoruz.
Yukarıda en sade ve anlaşılır haliyle anlattım ama inanıyorum ki açıklayıcı olmuştur. Bu saatte VS'yi açıp da örnek yapmak istemiyorum açıkçası. =)
Alakasız olacak ama bir haberim daha var. =) Bu gece de bayağı haberler veriyorum ama neyse. =) Benim çok sevdiğim, sanatçı kimliğinin vücuda geldiği nadir insanlardan Gökhan Kırdar beyaz perdeye taşınıyor. Tahmin ettiğiniz gibi müzikleriyle değil üstelik!!.. Senaryosu ile, kendi ekibiyle birlikte... "Yerine Sevemem" şarkısını bilmeyen(hatta sevmeyen) bir insan evladı var mıdır bilmiyorum ama "Yerine Sevemem" filmini duymayan birçok kişi vardır eminim. =) Çalışmaları hala sürmekte ve 1-1.5 yıl içinde filmin tamamlanması bekleniyor.
Ayrıca kendisini takip etmek istiyorsanız, bu aralar tetikte olun çünkü TRT ve Kanal24 ile program yapma konusunda görüşmeleri varmış. Umarım uygun gün ve saatte bir yerde başlar da, izlenmeye değer birşeyler olur ekranda.
Şarkı önermeden kaydı sonlandırmayacağım tabi ki. =) Alışkanlık oldu bende. =) 2 haftadır sürekli dinlediğim bir şarkı var ve o kadar sevdim ki paylaşmayacak derecedeyim. :D Tek ben dinleyeceğim. :D Size diğer güzel şarkıyı önereyim: Yann Tiersen - A ton Etoile. Çok hoş bir parçadır, dinlemelisiniz.
Benden bu gecelik bu kadar. Herkese mutlu pazarlar, hoşça kalın...
Üst üste iki kayıt girmeyeli uzun zaman olmuştu. =) Bu kayıtta da bir iki şey yazayım ben. Yorgunsanız hiç okumayın derim, ben ipleri kopardım, sabaha kadar yazarım. :P
Devex hakkında nette birşeyler ararken, Asp.net ile ilgili bir karmaşaya şahit oldum. Adamların sürüyle İngilizce kaynakları var ama ya okumaya tenezzül etmiyorlar ya da başka sorunları var. =)
Koyu bir ulusalcı olmamdan mütevellit, bizlerin bu konuyu karıştırmamızı istiyor ve kısa bir yazı yazıyorum. =) Konu get-post-postback.
Yukarıdaki 3 kavram temel asp.net kavramlarıdır. Ancak karıştırılmaması gereken önemli kavramlardır. Sayfaya yapılan ilk istek Get metodu ile olur. URL'yi yazarak sayfayı sunucudan istiyorsunuz ve ilk isteğiniz olmuş oluyor bu. Bunu Get yaptı.
Bundan sonra, sunucu kontrolleri vasıtasıyla sayfadan yaptığınız her istek postback oluyor. Sayfa gidiyor ve yeni bilgilerle geri dönüyor. Atıyorum; düğmeye bastığınızda, dropdownlist'te eleman değiştirdiğinizde postback de yapmış olursunuz.
Postback işleminde de verileri sunucuya post ile taşıyoruz.
Yukarıda en sade ve anlaşılır haliyle anlattım ama inanıyorum ki açıklayıcı olmuştur. Bu saatte VS'yi açıp da örnek yapmak istemiyorum açıkçası. =)
Alakasız olacak ama bir haberim daha var. =) Bu gece de bayağı haberler veriyorum ama neyse. =) Benim çok sevdiğim, sanatçı kimliğinin vücuda geldiği nadir insanlardan Gökhan Kırdar beyaz perdeye taşınıyor. Tahmin ettiğiniz gibi müzikleriyle değil üstelik!!.. Senaryosu ile, kendi ekibiyle birlikte... "Yerine Sevemem" şarkısını bilmeyen(hatta sevmeyen) bir insan evladı var mıdır bilmiyorum ama "Yerine Sevemem" filmini duymayan birçok kişi vardır eminim. =) Çalışmaları hala sürmekte ve 1-1.5 yıl içinde filmin tamamlanması bekleniyor.
Ayrıca kendisini takip etmek istiyorsanız, bu aralar tetikte olun çünkü TRT ve Kanal24 ile program yapma konusunda görüşmeleri varmış. Umarım uygun gün ve saatte bir yerde başlar da, izlenmeye değer birşeyler olur ekranda.
Şarkı önermeden kaydı sonlandırmayacağım tabi ki. =) Alışkanlık oldu bende. =) 2 haftadır sürekli dinlediğim bir şarkı var ve o kadar sevdim ki paylaşmayacak derecedeyim. :D Tek ben dinleyeceğim. :D Size diğer güzel şarkıyı önereyim: Yann Tiersen - A ton Etoile. Çok hoş bir parçadır, dinlemelisiniz.
Benden bu gecelik bu kadar. Herkese mutlu pazarlar, hoşça kalın...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)