Bugün null bir kolonu gözden kaçırınca, NULL kolonları renklendirme zamanının geldiğini düşüündüm ve Toad'ın options'a daldım. :)
Önce View'dan Toad Options'a giriyoruz.
Ardından çıkan ekrandan data grids altında-visuals seçilir. Ve edit styles'a tıklanır.
Çıka yeni pencereden yine edit diyoruz.
Ardından çıkan ekrandan NULLs seçilir ve Color'a tik atılır.
Color'ın yanındaki üç noktalı kutucuğa tıklayıp renginizi seçebilirsiniz.
Ardından tüm kutucuklara OK deyip çıkın. Artık sizin de NULL kolonlarınız şöyle renkli görünecektir:
Dolu kolonları ve kolon başlıklarını sansürledim. :)
Sonra görüşürüz..
24 Temmuz 2012 Salı
22 Temmuz 2012 Pazar
Glavany Konağı
Adını birçoğunuz ilk kez duydunuz eminim. Bu konağın yerinde yeller esiyor; bugün bu konağı hepiniz Grand Hotel de Londres olarak biliyorsunuz. Glavany'lerin eski bankerler olduğu rivayet edilmekte. Ve konaklarının olduğu sokağı da, bugün Kallavi Sokağı olarak anıyoruz.Attila İlhan'ın şiirlerine konu olan şu meşhur sokak(bkz. Belma Sebil). :)
Not= Banker olduklarına en büyük kanıt da, Dolmabahçe Sarayı'nın 5 milyon altına yapıldığı dönemlerde ortaya çıkan banker furyası gösterilmekte.
Not= Banker olduklarına en büyük kanıt da, Dolmabahçe Sarayı'nın 5 milyon altına yapıldığı dönemlerde ortaya çıkan banker furyası gösterilmekte.
7 Temmuz 2012 Cumartesi
Sinan Erdem Salonu & Takımımız
Bugün bir haber okudum, sanıyorum da kesinleşmiş. Beşiktaşımız basketboldaki EuroLeague maçlarını Abdi İpekçi'de oynayacak. Her iki salona da defalarca gitmiş biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebillirim ki, Sinan Erdem çok daha iyi. Hem ulaşım, hem koltukları. :) Şampiyon olduğumuz final serisinde de hatırlarsanız Türkçe Olimpiyatları yüzünden oynayamamıştık. Koca ülkede kongre salonu, stat kalmadı, Sinan Erdem'de yapılmıştı. Şimdi de yüzme muhabbetidir almış başını gidiyor. Basketbol dışında her şey için kullanıldı salon.
Gelelim günün trajikomik resmine. Şu bağlantıda EuroLeague'deki takımların güncel kadroları verilmiş:http://www.euroleague.net/news/i/98585/180/euroleague-basketball-2012-13-team-provisional-rosters
Ve işte Beşiktaşımızın kadrosu:
Yönetim biraz acele etse iyi olacak sanki... Feda falan her şey tamam da, Hawkins'i elde tutmayıp da Olcay'ı alırsanız, orda size bir "dur" derler...
Gelelim günün trajikomik resmine. Şu bağlantıda EuroLeague'deki takımların güncel kadroları verilmiş:http://www.euroleague.net/news/i/98585/180/euroleague-basketball-2012-13-team-provisional-rosters
Ve işte Beşiktaşımızın kadrosu:
Yönetim biraz acele etse iyi olacak sanki... Feda falan her şey tamam da, Hawkins'i elde tutmayıp da Olcay'ı alırsanız, orda size bir "dur" derler...
Dolmabahçe'nin Hikayesi
Yıkılması yılan hikayesine dönen; izin alındı alınmadı, altında tarih vardı yoktu, stat kaydı kaymadı derken nasıl bir geçmişe sahip olduğunu unuttuğumuz bir mabedin hikayesi bu: BJK İnönü Stadı.
Konu futbol gibi görünse de, farklı bir noktaya vurgu yapmak istedim. Eskiden Çırağan Sarayı'nın orada bulunan Şeref Bey Stadında maçlarını oynayan Beşiktaşımız, o dönemki stat ihtiyacından mütevellit İtalya'dan gelen bir mimar öncülüğünde bugünkü stadın temellerini attırır(hatırlarsanız Taksim'deki Cumhuriyet Anıtı'nı da bir İtalyan yapmış ancak malum bitirememişti). Ve Dolmabahçe'deki bu stada verilecek isim konusu gündeme gelecekti. Stadın yapıldığı dönem rahmetli İsmet İnönü dönemi olunca, adı İnönü Stadı yapılır. Bu kısmı da belki şimdinin siyasileri gibi değerlendirebilirsiniz(isim verme sorunu) ancak İnönü de tıpkı Ulu Önderimiz gibi Kurtuluş Savaşı'nın baş aktörlerindendi ve bence bu imtiyazı hak ediyor.
Gel zaman git zaman, İnönü hükümeti devrilir ve Menderes Dönemi başlar. Ve İnönü'nün tüm izleri silinmeye çalışılır. Stadın adı Mithat Paşa yapılır. Buradaki püf nokta, Menderes ile hürriyet geldiği naralarının atılması(ne kadar tanıdık geldi değil mi bu, tekerrür dedikleri böyle bir şey olsa gerek) ve Hürriyet Şehidi olarak bilinen Mithat Paşa'nın adının verilmesi.
Hatılarsınız Mithat Paşa ilk anayasayı hazırlayanların başında yer almaktaydı. O dönem tam adı konulamasa da, Cumhuriyete meyilli düşüncelerinden ötürü 2nci Abdülhamid tarafından kurulan bir mahkemede, kendisinden haz etmeyen kişilerin mahkeme başkanı yapıldığı bir ortamda, hızlı bir şekilde idam cezasına çarptırılmıştır. Mahkemede kendisine sorulan iddianame hakkında ise şöyle diyecekti:"Yalnız iki yerini doğru buldum; birincisi iddianamenin başındaki Besmele, ikincisi ise iddianamenin altındaki tarih!"
Verilen ceza ile birlikte, Mithat Paşa Taif zindanlarında infaz edilmiştir.
Mithat Paşa ismi verilmesi sakıncalı değildir belki ama verilme biçimi ve de ismi layık görenlerin samimiyetsizliği, bu eylemin aslında yakışıksız olduğunu gösterir.
Zaten yıllar sonra iade-i itibar yapılarak stada yeniden İnönü adı verilmiştir.
Bayağı dağınık yazı oldu ama ikinci kez okursanız belki bir şeye benzer. :)
Görüşürüz..
Konu futbol gibi görünse de, farklı bir noktaya vurgu yapmak istedim. Eskiden Çırağan Sarayı'nın orada bulunan Şeref Bey Stadında maçlarını oynayan Beşiktaşımız, o dönemki stat ihtiyacından mütevellit İtalya'dan gelen bir mimar öncülüğünde bugünkü stadın temellerini attırır(hatırlarsanız Taksim'deki Cumhuriyet Anıtı'nı da bir İtalyan yapmış ancak malum bitirememişti). Ve Dolmabahçe'deki bu stada verilecek isim konusu gündeme gelecekti. Stadın yapıldığı dönem rahmetli İsmet İnönü dönemi olunca, adı İnönü Stadı yapılır. Bu kısmı da belki şimdinin siyasileri gibi değerlendirebilirsiniz(isim verme sorunu) ancak İnönü de tıpkı Ulu Önderimiz gibi Kurtuluş Savaşı'nın baş aktörlerindendi ve bence bu imtiyazı hak ediyor.
Gel zaman git zaman, İnönü hükümeti devrilir ve Menderes Dönemi başlar. Ve İnönü'nün tüm izleri silinmeye çalışılır. Stadın adı Mithat Paşa yapılır. Buradaki püf nokta, Menderes ile hürriyet geldiği naralarının atılması(ne kadar tanıdık geldi değil mi bu, tekerrür dedikleri böyle bir şey olsa gerek) ve Hürriyet Şehidi olarak bilinen Mithat Paşa'nın adının verilmesi.
Hatılarsınız Mithat Paşa ilk anayasayı hazırlayanların başında yer almaktaydı. O dönem tam adı konulamasa da, Cumhuriyete meyilli düşüncelerinden ötürü 2nci Abdülhamid tarafından kurulan bir mahkemede, kendisinden haz etmeyen kişilerin mahkeme başkanı yapıldığı bir ortamda, hızlı bir şekilde idam cezasına çarptırılmıştır. Mahkemede kendisine sorulan iddianame hakkında ise şöyle diyecekti:"Yalnız iki yerini doğru buldum; birincisi iddianamenin başındaki Besmele, ikincisi ise iddianamenin altındaki tarih!"
Verilen ceza ile birlikte, Mithat Paşa Taif zindanlarında infaz edilmiştir.
Mithat Paşa ismi verilmesi sakıncalı değildir belki ama verilme biçimi ve de ismi layık görenlerin samimiyetsizliği, bu eylemin aslında yakışıksız olduğunu gösterir.
Zaten yıllar sonra iade-i itibar yapılarak stada yeniden İnönü adı verilmiştir.
Bayağı dağınık yazı oldu ama ikinci kez okursanız belki bir şeye benzer. :)
Görüşürüz..
1 Temmuz 2012 Pazar
İspanya Futbolu :)
Resim Aceto Balsamico'dan. Çok güzel bir noktaya değinmiş, paylaşmak istedim. :) Turnuva boyunca insanı sıkar derecesinde paslaşan ve bir türlü şut çekmeyen İspanya'nın, en sonunda şut çekmek için uygun(!) pozisyon bulmasının resmedilişidir bu. :)
Gmail'de Nokta Karakteri Kullanımı
Merhabalar,
Yine uzun sayılabilecek bir aradan sonra, ilk fırsatta, blogu güncellemeye girişmiş bulunmaktayım. :)
Dün öğrendiğim ilginç bir özellikten bahsetmek istiyorum. Gmail'de nokta karakterinin önemi yok imiş. Nette araştırdığımda Google da kendi destek sitesinden örnekli açıklamış bunu.
Örneğin:
aliveli@gmail.com=al.i.ve.li@gmail.com
aliveli@gmail.com=ALIVELI@gmail.com
aliveli@gmail.com=ali.veli@gmail.com
Yukardaki tüm denemeler aliveli@gmail.com adresine gider. Test ettim, oluyor. :)
Tabi bu özelliğin farkına varıp da, benzer e-postalara sahip arkadaşlardan uyanıklık yapanı, diğerini epostasını ele geçirdim diye kandıradabilir. Yok öyle bir şey.
Yine uzun sayılabilecek bir aradan sonra, ilk fırsatta, blogu güncellemeye girişmiş bulunmaktayım. :)
Dün öğrendiğim ilginç bir özellikten bahsetmek istiyorum. Gmail'de nokta karakterinin önemi yok imiş. Nette araştırdığımda Google da kendi destek sitesinden örnekli açıklamış bunu.
Örneğin:
aliveli@gmail.com=al.i.ve.li@gmail.com
aliveli@gmail.com=ALIVELI@gmail.com
aliveli@gmail.com=ali.veli@gmail.com
Yukardaki tüm denemeler aliveli@gmail.com adresine gider. Test ettim, oluyor. :)
Tabi bu özelliğin farkına varıp da, benzer e-postalara sahip arkadaşlardan uyanıklık yapanı, diğerini epostasını ele geçirdim diye kandıradabilir. Yok öyle bir şey.
16 Haziran 2012 Cumartesi
Alman Futbolculardan Anlamlı Ziyaret
Euro 2012 tüm hızıyla devam ederken, az önce okuduğum bir haberi paylaşmak istedim Alman takımıyla ilgili. Almanlar Bierhoff ve Löw başta olmak üzere futbolcularla birlikte Auschwitz Toplama Kampını ziyaret etmişler. Alman Futbol Federasyon Başkanı Wolfgang Niersbach ise şöyle konuşmuş: “Geçmişe gözlerini yumanlar, bugün kör hissedeceklerdir. Kulüplerimizde oynayan gençleri eğitmek, toplumumuzda asla antisemitizm, ırkçılık ve hoşgörüsüzlüğe izin verilmeyeceğini anlatmak görevimizdir". Şimdiye kadar gittiler mi bilmiyorum ama Euro 2012 vasıtasıyla reklam mı yapıyorlar yoksa samimi bir yaklaşım mı, yorum sizin. Ama geçmişleriyle yüzleşmeleri güzel olmuş.
15 Haziran 2012 Cuma
Service & Asset (Hizmet, Servis & Değer)
Akşamın son konusu da IT'den gelsin. Servis yaklaşımına kısaca değinelim. Eskiden hizmetin, servisin sahibi operasyon idi. Bir servisin değeri operasyonda, yani canlıdayken belli olurdu. Her şey IT odaklı idi ve IT de içe dönük bir yapıda idi. Service oriented yapı ile business ile IT arasında bir köprü kurulmuş oluyor.
Servis; müşteriye, müşterinin erişmek istediği çıktıları sunarak, bir değer üretmektir kısaca.
Peki asset, değer kavramını nasıl düşünmeliyiz... Asset=fit for purpose + fit for use olarak söylenebilir. Yani bir değer sunmak için önce amaca uygun olmalısınız. Sorunu ortadan kaldırabilirsiniz, iyileştirme yaparsınız vs.
Akabinde kullanımına uygun olmalısınız. Süreklilik, güvenlik veya kapasite gibi durumlardan bir veya daha fazlasına da uygun olmalısınız. İki ana maddenin birleşiminde de bir değer üretmiş olursunuz.
Servisin tarihçesini şöyle verebiliriz= radyo/kablolar-transmisyon-core network- data center - database - middleware - application - service production
Bir servisin hayat döngüsü ise şöyledir: strategy-desing-transition(prod'a alırkenki riskler iyi yönetilmeli)-operation(operasyonel kararlılık)
Son olarak kısaca RACI Chart'a değinelim. Bu da servisin resmini görebilmek için yararlı bir tool'dur
R-responsible işi, servisi kimin yaptığı
A-accountable bir sıkıntı olduğunda kimden hesap soracağın
C-consulted kime danışacağın
I-informed bilgilendirip, bilgi alacağın
Konu çok detaylı aslında, ben ana başlıklara değindim burada sadece. Eklemek veya düzeltmek istedikleriniz olursa bana iletebilirsiniz.
Sonra görüşürüz..
Servis; müşteriye, müşterinin erişmek istediği çıktıları sunarak, bir değer üretmektir kısaca.
Peki asset, değer kavramını nasıl düşünmeliyiz... Asset=fit for purpose + fit for use olarak söylenebilir. Yani bir değer sunmak için önce amaca uygun olmalısınız. Sorunu ortadan kaldırabilirsiniz, iyileştirme yaparsınız vs.
Akabinde kullanımına uygun olmalısınız. Süreklilik, güvenlik veya kapasite gibi durumlardan bir veya daha fazlasına da uygun olmalısınız. İki ana maddenin birleşiminde de bir değer üretmiş olursunuz.
Servisin tarihçesini şöyle verebiliriz= radyo/kablolar-transmisyon-core network- data center - database - middleware - application - service production
Bir servisin hayat döngüsü ise şöyledir: strategy-desing-transition(prod'a alırkenki riskler iyi yönetilmeli)-operation(operasyonel kararlılık)
Son olarak kısaca RACI Chart'a değinelim. Bu da servisin resmini görebilmek için yararlı bir tool'dur
R-responsible işi, servisi kimin yaptığı
A-accountable bir sıkıntı olduğunda kimden hesap soracağın
C-consulted kime danışacağın
I-informed bilgilendirip, bilgi alacağın
Konu çok detaylı aslında, ben ana başlıklara değindim burada sadece. Eklemek veya düzeltmek istedikleriniz olursa bana iletebilirsiniz.
Sonra görüşürüz..
Sultan Abdülaziz
Resimdeki şahısları tanıdınız mı? Bunlardan birisi Osmanlı padişahı desem? Ortada oturan ve tuhaf kıyafetlere büründürülen kişi Sultan Abdülaziz'dir. Mithat Paşa ve arkadaşlarının darbe girişimi ve Dolmabahçe Sarayı'nı kuşatmaları sebebiyle saraydan bu şekilde Topkapı Sarayı'na kaçırılmıştır. Ben arabacı kılığıyla diye öğrenmiştim ama nette bazı kaynaklar kayıkla olduğunu söylüyor; detayı bilen varsa dönüş yapabilir. Yalnız bir başka detay, Topkapı Sarayında Sultan 3ncü Selim'in öldürüldüğü odaya kapatılıyor. Varın siz düşünün psikolojisini o odadaki.
Figani
Dü ibrâhîm âmed be-deyr-i cihân; yekî büt-şiken şud yekî büt-nişân
Şüphesiz ki bu dizeler ile tanıdım kendisini. Hazır Kanuni Sultan Süleyman dönemi tv dizisinin de etkisiyle bu denli ön plana çıkarılmışken, ben de o dönemdeki bir şairden bahsedeyim: Figani.
Yukarıdaki dizeler şunu söylüyor: İki İbrahim geldi, biri put kırıcı(Hz İbrahim), öteki put dikici(Pargalı İbrahim Paşa)
Bu dizelerin nereden çıktığına gelecek olur isek... Mohaç Meydan Muharenesinin bitmesine müteakip, Pargalı İbrahim Paşa, ganimet diyerek, 3 antik heykeli İsyanbul'a getirip, bugünkü Sultanahmet'te bulunan sarayına diktirir. Tabi bu o dönem için olay oluyor(Kendisine Frenk de denmiş). Kanuni bildiğiniz üzere, babasından Halifelik ünvanını da almıştır. Yani İslamiyetin koruyucusunun karşısına putları dikmesini de bir meydan okuma olarak görmüşler. İşte bu sebepten dolayı da Figani bu dizeleri yazmıştır. Ancak bu dizeler kendisinin sonu olmuş ve Pargalı İbrahim Paşa tarafından asılmıştır.
Şüphesiz ki bu dizeler ile tanıdım kendisini. Hazır Kanuni Sultan Süleyman dönemi tv dizisinin de etkisiyle bu denli ön plana çıkarılmışken, ben de o dönemdeki bir şairden bahsedeyim: Figani.
Yukarıdaki dizeler şunu söylüyor: İki İbrahim geldi, biri put kırıcı(Hz İbrahim), öteki put dikici(Pargalı İbrahim Paşa)
Bu dizelerin nereden çıktığına gelecek olur isek... Mohaç Meydan Muharenesinin bitmesine müteakip, Pargalı İbrahim Paşa, ganimet diyerek, 3 antik heykeli İsyanbul'a getirip, bugünkü Sultanahmet'te bulunan sarayına diktirir. Tabi bu o dönem için olay oluyor(Kendisine Frenk de denmiş). Kanuni bildiğiniz üzere, babasından Halifelik ünvanını da almıştır. Yani İslamiyetin koruyucusunun karşısına putları dikmesini de bir meydan okuma olarak görmüşler. İşte bu sebepten dolayı da Figani bu dizeleri yazmıştır. Ancak bu dizeler kendisinin sonu olmuş ve Pargalı İbrahim Paşa tarafından asılmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







