24 Aralık 2011 Cumartesi

Nakiye Öğretmen

Geçen gün televizyonda öğrendiğim Nakiye Öğretmen'i, sizlerle de paylaşmak istedim. Hakikaten tarih diye bize öğretilen şeyler bambaşka. İşte şanlı Türk Tarihinden bir kesit: Nakiye Öğretmen dünyada ilk kez çocuk hakları mitingini düzenler ve kendi kaleme aldığı bildirgeyi, Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde bir masaya çıkarak okur.
Yani dünyada bu hareketi başlatan atalarımızdır ancak medeniyeti nedense hep farklı yerlerde aramışız. Tarihimizi bilmediğimiz sürece daha çok bize demokrasi/insan hakları dersleri vermeye çalışırlar.

16 Aralık 2011 Cuma

Baz İstasyonları

Bu akşam herkesin fikir sahibi olduğu, bilse de bilmese de, bir konu hakkında birkaç satır yazmak istiyorum: Baz İstasyonları. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu yazanlardan etkilenmesin kimse, sorumluluk hiçbir zaman kabul etmem.

Mobil iletişimi sağlamak için baz istasyonları sayısı arttırılmak zorunda. Kapasite ve kapsama alanına göre bu sayı ilgili firmalar tarafından belirlenir. Bir baz istasyonu ortalama 1-5 km arasında hizmet verir. Bina çatılarında konuşlanır. Kliması, paratoneri, kabineti, anteni, kablosu ve direk/metal kulesiyle bir baz istasyonu her an her çatıda karşınıza çıkabilir. :)
Cep telefonundan gelen sinyal santrale, santralden gelen sinyal de cep telefonuna iletilir. Yani çift yönlü iletişim söz konusu. Bu sebeple baz istasyonunu gidip de şehrin tepesine kurmak, takdir edersiniz ki, çok mantıksız. Genelde öyle yerlere tv/radyo istasyonu kurulur(Eyfel Kulesi misali:)). Ancak baz istasyonu geriye sinyal de aldığından, daha uygun yerlere konmalıdır.

Tüm GSM şirketlerinin uyması gereken regülasyon kuralları vardır. Bu süreci BTK yönetmektedir. BTK ön izin mahiyetinde güvenlik sertifikası verir, baz istasyonu kurulumu için. Böylece baz istasyonunun en yakınına gitseniz bile sizi etkilemeyecek mesafeleri belirten güvenli alan kriterleri belirlenir.

Gelelim radyasyon meselesine. Radyasyon, "iyonlaştırıcı" ve "iyonlaştırıcı olmayan"olmak üzere ikiye ayrılır. İyonlaştırıcı olanlar hücrenin yapısını değiştirebilenlerdir. İyonlaştırıcı olmayanlar ise Radyo, tv, GSM vericileri gibi düşük frekanslarda vericilerdir.
Optimum şartlarda bir cep telefonunun emme oranı en fazla 1.5 w/kg'ye çıkar. İnsan beyni için alt limit 2 olduğundan aslında temelde sorun bu değildir. ama 1 derecelik ısı artışı emme oranını 4w/kg yaptırır. Yani asıl sorun ısıdır, telefon değildir.

Yazının başında da belirttiğim gibi, bunlar bildiklerimi paylaştığım birkaç satır sadece. Kimseyi bağlamaz, isteyen istediği bilgiye inanır veya kendi araştırır. :) Ukala bir cümle ile yazımı bitirmiş oldum.

Görüşmek üzere.

12 Aralık 2011 Pazartesi

"Demek ki Mühendisinin Adı.."

Başlıktaki söz bir kanalda yayınlanan bilgi yarışmasında Kenan Işık tarafından söylendi. Tesadüfen kanal değiştirirken rastladım. İlk yerli uçağımızı soruyordu soruda.. Ben de utanıyorum geç öğrenmekten ama şükürler olsun ki öğrenebildim. Hala öğrenemeyen insanlar var, behemehal onların da öğrenmesini istediğimden yazıyorum bu birkaç satırı. İlk yerli uçağımızın adı "Vecihi". Bu ismi eminim hepiniz benim gibi gülümseyerek hatırlıyorsunuz. Meşhur, Şener Şen'in Ankara Asfaltına Boeing indiren karakterinin adıdır bu.
Ve bu isim aslında asıl sahibinden ötürü önemlidir: Vecihi Hürkuş.
Kurtuluş Savaşının ilk uçuşlarını yapan ünlü Türk Pilotu. İlk sivil havacılığı(Hürkuş Hava Yolları) başlatan kişi. Harp yıllarında Rusların eline düşen ve oradan kaçan Türk Askeri. Bu ismi duyduğunuzda siz de artık bir kez daha düşünün derim. Bu kısım gurur kaynağımızdı. Şimdi de kahreden kısma gelelim.
Kendisine sürekli çıkarılan engeller ve yetersiz insanlar yüzünden yaptırılmayan işlerden ötürü kendisi borçlanmış ve kol saatini bile rehin vererek hayatta kalmaya çalışmıştır. Akabinde, bu devletin onurlu askerinin gazi maaşına haciz konulmuş! Cenazesi ise kızının yazdığı biyografiden okuduğumuz kadarıyla sahipsiz imiş.
Bu önemli şahsiyet, kaderin bir oyunu olarak, insanoğlunun aya çıkmak için uçtuğu tarih olan 16 Temmuz 1969 günü hayata gözlerini yummuştur. Rahmetle anıyoruz..

4 Aralık 2011 Pazar

Yunanlılarla Savaşmamışız Meğer(!)

Az önce Yılmaz Özdil'in yazısını okudum. İhsan Şener isimli bir şahıs "Yunanlılarla savaş olmadı, şehitliklerin hepsi temsili" deme cür'etinde bulunmuş. İzlemediğim için doğru olamaz diye internette gezindim ama birçok yerde aynı ifadeler geçiyor ve Ümit Özdağ(tartıştığı kişi) da yazısında belirtmiş bunu.
Eskisi gibi kendimi paralamıyorum çünkü aynı tas aynı hamam olacağına kesin olarak inandım. Bir adam çıkıyor ve İstiklal Harbinde şehit olan binlerce dedemizin aslında şehit olmadığını iddia edebiliyor. Şehitlikler de aslında yokmuş, yani dedenizi görmek için gittiğiniz yerde dedeniz yok aslında, sadece taş dikilmiş. Hani demiş olsa ki, kimin nerde yattığı belli değil, koyun koyuna hepsi bu topraklar için şehit oldu, anlayacağım. Savaşın bile olmadığını söyleme cesaretini kendinde buluyor. Tabi gazetelerin kaçı bunu manşet yaptı veya yapacak tahmin edersiniz. Bağımsız medya ya.
Boşverin şimdi bunu, Suriye bak biz geliyoruz(!), höööyt..
Mekanın cennet olsun Hasan Tahsin.

çArşı Van'da!

Beşiktaşımızın asi ruhu bir kez daha sosyal konularda ne kadar duyarlı olduğunu gösterdi. Toplanan yardımlar Van'daki depremzede kardeşlerimizi ulaştırıldı.







Eğer bir yarış olacaksa tribünler arasında, bu konularda yarış olmasını temenni ediyorum.
Bu da çArşı'ya yapılan çirkin ithamlar yüzünden arşivimden çıkardığım bir resim. Hangi maç olduğunu yazmamışım ama Oscar'lık Eboue'ye hediye olsun.

29 Kasım 2011 Salı

ORA 12546: TNS:Onay Reddedildi

Başlıktaki hatayı alan azınlıktaki şanslılardan biri olma şerefine nail oldum geçenlerde. :) Maalesef hiçbir detayı bilgi güvenliği kapsamında veremeyeceğim ama olayın özünden bahsetmek gerekirse, daha önceden statik IP ile sorunsuzca eriştiğim veritabanına erişememeye başladım. Ve tns:permission denied hatası fırlamaya başladı. Gerek statik IP'in tanımlamaları yapılmış, gerekse de ilgili yerlerden tüm izinler verilmişti. Ancak yine de hatayı aşamadım. Fakat hatanın sebebi Personal Firewall çıktı. McAfee sağolsun, bizi biraz uğraştırdı. :) Önce Personal Firewall özelliğini kapatmanız(disable Personal Firewall), ardından da gerekirse policy ayarlarınızı ilgili ekiplere yaptırmanız gerekmekte.
Görüşmek dileğiyle..

ShrewSoft VPN Hatası

Geçenlerde ShrewSoft'u makinama kurmak istediğimde "a corresponding inf file in the driver store could not be found" hatası aldım. Tabi inf dosyalarının altını üstüne getirdim ve hangi numarayı denediysem kurulumu gerçekleştiremedim. 3G Vınn ile denedim bu arada.
Sonradan aklıma kabloluda denemek geldi. Ve kablolu bağlantı ile denediğimde sorunsuz bir şekilde kurulumu gerçekleştirdim. Shrew'i daha önce kullanan birisi değilim, o yüzden neden böyle olduğu konusunda fikrim yok ama aynı hatayı alanların işine yarar belki.
Görüşürüz..

26 Kasım 2011 Cumartesi

Weblogic - J2EE

Eskiden BEA firmasının olan, Oracle'ın yeni silahı... Application Server'ların arasında en iyisi olarak gösterilmekte. Üzerinde çeşitli uygulamaların çalışmasına olanak veren bir Java uygulamasıdır en basit ifadeyle.

Dışarıdan baktığınızda tek bir process olarak görürsünüz ama içinde birçok uygulama barındırır.
Şimdi önce şu soruyu soralım kendimize: bir bilgiyi kendinde değil de, bir veritabanında tutmak istersem ne olur? Bilgiyi üzerimde tutsam, istek geldiğinde direkt veririm. Ama veritabanındaysa bilgi, birçok teknik detay gerekecek. Yani bir standartizasyon sorunu belirecek. Bu sorunu ortadan kaldırmak için J2EE standartları ortaya çıkmış. Şirket olarak bu standartın üzerine çıkabilirsiniz ama en azından bunları sağlamakla yükümlüsünüzdür.


Diyelim ki müşteriden istek geldi ve bize maç sonucunu sordu. Ama sen, application server olarak, bunu senin yerine başka biri yapsın istiyorsun. Tam tabiriyle herkese "iş çakmak" esastır. :) Veritabanına gitmesi için JDBC kullanıyorsun. Bu görevlendirme, az önce bahsettiğim, J2EE standardıdır. Yoksa bu işi kendin de yapabilirsin. JDBC'ye, Beşiktaş - Sarıyer maçının skorunu getir diyorsun. O da getiriyor. Sen de bunu göstermek için bir sayfa ayarlıyorsun ve skoru gösteriyorsun.
Ama sayfayı neden sen yapıyorsun? Onu da başkasına itelemek lazım. :) Bu iş için de, yine J2EE  standatı gereği, JSP'yi görevlendiriyorsun. JSP'ye, JDBC'nin getirdiği bilgiyi alıp sayfalamasını söylüyorsun.
Peki ama bunların bilgiyi getirtmesiyle neden uğraşıyorsun? Bir istek geldiğinde, birine o isteği ver. Kim ne yapar, nasıl yapar ilgilenme. İşte EJB de tam da bunun için var.
Ancak bunların nerede olduğunu, adresini bilmen lazım ki JNDI da bu iş için emrinize amade. :)

Yani en baştan kısaca toparlamak gerekirse.. :) İstek size geldi. Bu işi yapacak EJB'nin adını biliyorsunuz, tanıyorsun ama adresini bilmiyorsunuz. JNDI'dan adresini alıyorsunuz(JNDI'ı katalog gibi düşünebilirsiniz). İşi EJB'ye verdik. O da ilgili JDBC adresi için, JNDI'ın kapısını çalar ve o da JDBC'ye işi verir.

Buraya kadar tamam isek, şu soruyu soralım: istek direkt gelebiliyor mu? Tabi ki hayır. JAAS isimli bir diğer bileşen de güvenlik işlerini yürütmekte. İstek authenticator'a gidiyor. Authenticator da token var mı diye elinde bakar. Yoksa login gibi bir güvenlik işlemine yönlendiriyor. Login olunca, isteğin artık bir token'ı oluyor. Authenticator'a tekrar gidiyor ve bu kez içeri giriyor ve isteği size iletebiliyor.

Daha çok kavram var ama kısaca mimarisinden de bahsedeyim. Clientı en üstte düşünecek olur isek, arada DMZ bölgesi vardır(kimseye ait olmayan bölgedir bu; production ortamında clienttan korumak içindir). Araya web server da konabilir. Bu ilk kısma web katmanı denmekte. Akabinde, application server'ların bulunduğu App Server katmanı var. En altta da backend katmanı(db'nin olduğu) bulunmakta. Yani güvenlik amacıyla 3 katmanlı bir mimari tasarlanmış oldu. Application server birden fazla olabilir. Ama bunun için web server'ın sayısını da arttırmanız lazım. Tabi web server sayısı artınca, client'ın nereye gideceğini bilebilmesi için Load Balancer'ı da client'ın peşine yerleştirmeniz gerekir. :) Bunlar uzar gider. :)

Domain, proxy gibi kavramlar da var ama onlara belki diğer yazımda girerim, şimdilik bu yeterli.

Görüşürüz birazdan.

And the oscar goes to Eboue..

Malumunuz geçenlerde Beşiktaşımız gs ile oynadı ve maçı maalesef berabere bitirdi. Bu maçta tribünleri tahrik etmesi beklenen ilk isim Ayhan idi ancak durum çok farklıydı. Başta Oscar'lık performansı ile Eboue olmak üzere, Melo ve Engin gibi oyuncular(futbol mu yoksa sinema mı karar sizin) sürekli taraftarlar ile etkileşim halindeydi. Koro filmindeki müdürün dediği gibi: aksiyon-reaksiyon. :)
Tribünlerle bu kadar oynayınca da, keşke atılmasaydı desek de, ufak tefek cisimler atıldı. Ancak her sahada görebildiğimiz bu olayı Eboue adlı tiyatral yetenek oldukça abarttı. Ve bunca zamandır her türlü sosyal projeye destek vermiş, öncülük etmiş ve ırkçılık karşısında adeta son barikat olmuş Büyük Beşiktaş Taraftarına çirkin ithamlarda bulunulmaya çalışılmıştır. Tüm bu beyhude çabaların maksatlı olduğunu düşünmekteyim. Bu taraftar, İspanya'daki tipitipler Etoo'yu ıslıklayıp, maymun sesleri çıkardığında, Etoo için yürüyüş yapmış ve pankartlarla tepkisini ortaya koymuştur. Ferdinand'lar, Amokachi'ler, Madida'lar ve Nouma'lar yine bu tribünlerin hep en sevdiği isimler olmuştur. 
Bu mesnetsiz iddialara karşı İnönü'deki ilk maçta tepki gösterilecektir. Ve çeşitli organizasyonların yanısıra ilginç pankartlar da tribünleri süsleyecek. Çok hoş ve hazır olan bir pankartı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Oyuncularının tavrına ve taraflı medyanın tüm bu iğrenç haberlerine tepki göstermeyen galatasaray yönetimini de eshefle kınıyorum.

19 Kasım 2011 Cumartesi

We Don't Need No Education

Ülkemizdeki eğitim yapısını anlatması bakımından, bu resmi sizlerle de paylaşmak istiyorum.